5 Mayıs 2026 Salı

Millî Mücadele Döneminde Denizli / Nuri Köstüklü, (Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti faaliyetleri)

 Millî Mücadele Döneminde Denizli / Nuri Köstüklü,

(Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti faaliyetleri)

Özet: 15 Mayıs 1919 günü sabahının ilk saatlerinde İzmir’in işgali haberi Denizli’de duyulur duyulmaz; Denizli Mutasarrıfı, Askeralma Bölge Başkanı, Belediye Başkanı, Denizli Müftüsü ve eşraftan bazı kişiler bir araya gelerek, işgallere karşı Denizli’de bir millî direniş ruhunu oluşturmaya çalıştılar. O gün Denizli’de büyük bir miting yapıldı ve arkasından millî teşkilatlanma hemen başladı. Yunan işgalinin Denizli istikametinde vatan coğrafyasına yayılmasına karşı tedbirler alındı. Kısa sürede Denizli’de ve ilçelerinde ileride genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adını alan millî teşkilatlar kuruldu. Bu teşkilatların ve bölgedeki askerî ve mülki erkânın da destekleriyle milis gönüllü kuvvetler oluşturuldu. Bir taraftan da cephenin savunmasına yönelik olarak lojistik destek faaliyetlerine hız verildi. Öyle ki Denizli’nin batısında kurulan cephede Yunan ilerleyişi büyük ölçüde durduruldu. Denizli Sancağında vatan savunması için her türlü fedakârlığın yapıldığı sıralarda bazı azınlıkların ve Millî Mücadele aleyhtarı muhalif grupların özellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlılarının karşı propaganda ve faaliyetleri de eksik olmuyordu. Ama bütün bu zorluklara rağmen Denizli halkı, Millî Mücadele’nin sonuna kadar, maddi ve manevi bütün gücüyle vatan savunmasında yerini aldı. Mevcut verilerden tespit edilebildiği kadarı ile beş yüzün üzerinde Denizlili, Millî Mücadele’de şehit oldu.

Anahtar Kelimeler: Millî Mücadele, Türk İstiklal Savaşı, Denizli, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Batı Anadolu, Yunan İşgalleri

4.3. Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

İzmir’in işgal haberi sonrasında Çal’da oluşan millî galeyan, kısa sürede Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin önderliğinde teşkilatlanmaya dönüştü. Müftü Ahmet İzzet Efendi,66 Yd. Sb. Ahmet (Akşit) ile birlikte köy köy dolaşarak halkı aydınlattı.67 Bu gelişmelerin sonrasında 15 Temmuz 1919’da Çal Heyet-i Milliyesi kuruldu.68 Müftü Ahmet İzzet başkanlığında kurulan bu heyet yirmibir kişi69 olup, diğer yirmi üye şu kişilerden oluşuyordu; Necip Bey, Hacı Mahmut Efendi, Ortaköylü Emin Bey, Ortaköylü Şakir Ağa, Çal Belediye Reisi Hacı Mehmet Ağa, Derviş Efendi, Damatoğlu Abdullah Efendi, Ahmet oğlu Osman Efendi, İzzet Efendi, Arapzade Ahmet, Hacı Mustafa oğlu Tevfik, Hacı Mehmet oğlu Zekeriya, Abdurrahman Ağa, Sâdık Efendi, Mehmet Ağa oğlu Derviş, Zeybek oğlu Ali Ağa, İbrahim Çavuş, Ahmet Çavuşoğlu Hüseyin, Bekir Ağa oğlu Mustafa ve Rıza Efendi.70

Ortak imzalı taahhütnamelerinde ifade olunduğu üzere, isimlerini verdiğimiz bu şahıslar, vatan hizmeti için kendilerine verilecek emirlere aykırı hareket ettikleri takdirde, idamlarının helal olacağını peşin olarak kabul etmişlerdi.71 

Çal Heyet-i Milliyesi kurulur kurulmaz hemen işe başladı. Gerek gönüllü kuvvet toplanmasında gerekse millî kuvvetlerin ihtiyaçlarının karşılanması hususunda pek çok hizmetleri oldu, takdirler aldı. Hatta TBMM Dâhiliye Vekâletine dahi, bu heyetin fedâkar çalışmaları hakkında raporlar yazıldı.72

Resim 4-5. Ahmet İzzet (Çalgüner) Ahmet İzzet Çalgüner Torunlarıyla (Tok, “İki İstiklâl Madalyalı” s. 360)

Çal Heyet-i Milliyesi bir süre Müftü Ahmet İzzet Efendi başkanlığında faaliyet gösterdi.

Daha sonra ise, başkanlık görevini Necip Bey üzerine aldı. Bunun zamanında, Meclis-i Mebûsan üyeliği için seçimler yapılıyordu. Heyetin takdiriyle Çal’dan Müftüzade Emin

Efendi milletvekili seçildi. Bu durum, Heyet-i Milliye Reisi Namına Necip imzasıyla 3 Ocak 1920 tarihli bir telgrafla Ankara’da Heyet-i Temsiliyeye bildirildi.73 Çal Heyet-i Milliyesi her konuda Temsil Heyeti ve daha sonra BMM ile irtibat halinde, kendisine verilen emirleri yerine getirdi.74 

Cephenin lojistik desteğinde önemli rol üslenen ve Nazilli’den Burdur’a taşınan Heyet-i Merkeziyenin Reis Vekili, Batı Cephesi Komutanlığına yazdığı raporda Heyet-i Milliye Reisi Necip Bey’den; “Çal’ın pek nafiz eşrafından Müdafaa-i Hukuk Reisi Necip ile bir senelik müşahedatımızda Çal’da muntazam bir teşkilat dâhilinde azami faaliyet sarf etmiş örnek bir vatanperver”75 olarak bahsetmiştir.

Gerçekten Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, cephenin lojistik desteği hususunda pek çok makamın takdirine layık olmuştur.

Takip eden günlerde Necip Bey, Çallıların oluşturduğu 106 gönüllü kuvvetin başına geçip cepheye hareket etmesi üzerine, muhtemelen 1920 Ağustos’unda başkanlıktan ayrıldı.76

Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin ifadelerinden anlaşıldığına göre bu sırada Heyet-i Milliye Başkanlığına kendisi geçmiş olmalı. Ancak millî cemiyetlerin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla yeniden teşkilatlanmaya başlamasından sonra, Heyet-i Milliye, Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını aldı. Bu arada, Ahmet İzzet Efendi’nin üzerinde esasen müftülük

görevi de bulunduğundan cemiyet başkanlığını bıraktı ve oy birliği ile Derviş Bey başkanlığa seçildi. Belgelerden anlaşıldığına göre, 1923’te İsmail Hakkı Bey başkanlıkta bulunmuştur.77

Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruluşundan lağvına kadar, yaklaşık dört yıllık görev süresinde, hizmetlerinden dolayı Denizli Sancağı içerisinde en büyük takdire layık cemiyet oldu.78

9. Sonuç

15 Mayıs sabahının ilk saatlerinde İzmir’in Yunanlarca işgali haberi Denizli’ye ulaşır

ulaşmaz, başta mutasarrıf Faik Bey olmak üzere Askeralma Bölge Başkanı Miralay Tevfik,

Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Belediye Başkanı Hacı Tevfik ve eşraftan bazı kişiler bir

araya gelerek vatan savunması için hemen acilen bir şeyler yapma kararlılığını ortaya

koydular. Tabi ki burada halkın desteğini almak çok önemli idi, ama bu desteği alabilmek

kolay değildi. Çünkü karşı propaganda yapanlar; mevcut duruma İttihatçıların macerası

ile gelindiğini, Millî Mücadeleye girişmek isteyenlerin “İttihatçı artığı” olduğunu, ülkenin

selametinin Saray ve Hükûmete bağlı kalmak ve İngiliz merhametine sığınmaktan geçtiği

tezini sürekli işliyorlardı. Bölgeye gönderilen Heyet-i Nâsıha’nın, Hürriyet ve İtilaf

Fırkası yanlılarının ve İstanbul Hükûmetine bağlı bazı mülki idarecilerin propagandası

bu yönde idi. Dolayısıyla, bazı kesimlerde oluşan zihin bulanıklığının giderilmesi ve Millî

Mücadelenin gerekliliğinin ortaya konması çok önemli idi. İşte bu aşamada gerek Denizli

Sancağında gerekse diğer sancaklarda halkla iç içe olan müftülerin, din görevlilerinin ve

eşraftan ileri gelenlerin önemli bir rol üstlendiği görülmüştür. Kısa sürede Denizli ve

ilçelerinde millî teşkilatlar kuruldu. Denizli’de Ahmet Hulusi, Tavas’ta Cennetzade Tahir,

Çal’da Ahmet İzzet, Sarayköy’de Ahmet Şükrü, Buldan’da Salih Efendizade Mehmet,

Acıpayam’da Hasan Efendi adlı müftüler ile askerlik şubesi başkanları, belediye

başkanları ve eşraftan ileri gelenler bölgelerindeki millî teşkilatlanmanın öncülüğünü

yapmışlardır. Hem Denizli hem de araştırmamıza konu olan diğer sancaklarda kurulmuş

ve genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olan millî teşkilatların karakteristiğine

bakıldığında, bölgedeki din görevlileri ile birlikte, asker, bürokrat, eşraf, belediye

başkanı gibi aşağı yukarı toplumun hemen her kesimini temsil eden şahısların kurucular

arasında bulunması, Millî Mücadele hareketinin tabana mâl olan bir hareket olduğunun

göstergesidir.

İzmir’den başlayıp Aydın- Denizli istikametinde yayılan Yunan işgalleri, şüphesiz bölge

halkının direniş ruhunu kamçıladı. Çünkü Yunan işgal metodu, yakıp yıkma, katletme

eylemleriyle “korku” esasına dayanıyordu. Buldan’ın ve Çivril’in işgalinde görüldüğü

üzere bölge halkı insanlık dışı muamele ve katliama maruz kaldı. İşgalci Yunan askerleri

Cabar Köyü’nde, çoluk- çocuk, kadın, yaşlı demeden çoğu yanarak seksenüç canı

katlettiler. İzmir’in işgalinden itibaren bu şekilde korku ve katliama dayalı olarak yayılan

Yunan işgallerine karşı daha ilk günlerden itibaren Denizli Sancağında milis gönüllü

kuvvetler teşekkül etmeye başladı. Bölgede kurulan ilk millî kuvvet Sarayköy Müfrezesi

olmuştur. Başta Denizli Redd-i İlhak Cemiyetinin gönüllü yazımıyla başlayan ve daha

sonra civar sancak ve kazalardan gelen gönüllüler, efeler ve bazı askerî birliklerin de

katkısıyla ciddi bir kuvvet haline gelen bu müfreze, 30 Haziran 1919’da Aydın’ı Yunan’ın

birinci işgalinden kurtardı. Öte yandan, Tavas, Çal, Buldan, Çivril ve hatta bazı köylere

varıncaya kadar o yerin adıyla veya başka adlarla anılan gönüllü müfrezeler oluştu. Bu

gönüllülerin Ağustos 1919 tarihi itibarıyla toplamda sayıları 3000’e ulaşmış idi. Bütün

bu gelişmeler, millî mücadele karşıtı propagandalara rağmen bölge halkının vatan

savunması konusunda kararlılığını göstermesi bakımından önemli görülmelidir. Bir

bakıma Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin silahlı kolu sayılabilecek bu millî müfrezelerin

ihtiyaçları da genellikle halkın yardımlarıyla karşılanıyordu. Tabii ki, bölgedeki askerî

birlikler, el altından bir taraftan sivil kıyafete bürünmüş askerî personeli ile eğitim, sevk

ve idare yönünden destek sağlarken, diğer taraftan silah- mühimmat vb. lojistik katkıda

bulunuyordu. Bir başka ifade ile “Kuvâ-yı Milliye” dendiğinde, tamamen sivil

organizasyon akla gelmemelidir. Başta askerlik şubeleri olmak üzere, bölgedeki diğer

askerî birlikler de işin içinde idiler. Bu tablo Türk milleti için söylenen “ordu-millet”

kavramının da somut örneği olarak algılanmalıdır.

Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’ndan çıkmış yorgun ve fakir olmasına rağmen Denizli

halkının, son imkânlarını seferber ederek cephe için elinden gelen ayni ve nakdî

yardımları esirgemediği görülmüştür. Başta Denizli olmak üzere, bölgeden toplanacak

yardımların koordinesi ve denetimi ile cephenin iaşe ve ikmalinin düzenli bir şekilde

yürütülmesi hususunda bazı tedbirler alındı. İlki 7-8 Temmuz 1919’da ve ikincisi 23

Eylül’de toplanan Nazilli Kongreleri’nde yukarıda belirtilen görevler için Heyet-i

Merkeziye oluşturuldu. Bu kurul, yalnızca Denizli değil bu ciltte ele alınan diğer iller

üzerinde de tasarrufa sahip bulunuyordu. Bütün bu gelişmeler, Millî Mücadele’nin

rastgele değil hem cephede hem de cephe gerisinde planlı ve ciddi bir organizasyon ile

yürütüldüğünü göstermektedir. Bu durum, Türk milletinin “teşkilatçı” özelliğini

yansıtmaktadır.

Ayni ve nakdî yardımların yanı sıra cephenin sağlık yönünden desteklenmesi de çok

önemli idi. Denizli’nin cepheye yakın olması sebebiyle, hasta ve yaralı askerler için Kuvâyı

Milliyenin oluşmaya başladığı daha ilk günlerde Denizli’de sağlık kuruluşları açıldı. Bu

dönemde Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi, Denizli ve yöresinde bulaşıcı

hastalıklar da yaygın idi. Dolayısıyla Denizli’de kurulan hastaneler halkın sağlığı

konusunda önemli bir boşluğu dolduruyordu. Kızılay’ın açtığı seyyar sağlık

kuruluşlarının yanında Millî Hastane ve özellikle Memleket Hastanesi, Denizli halkına ve

cepheden gelen hasta ve yaralı askerlere sağlık hizmeti verdi.

Denizli Sancağında vatan savunması için her türlü fedakârlığın yapıldığı bu günlerde,

maalesef Millî Mücadele aleyhtarlarının da boş durmadığı görülmüştür. Metin içerisinde

ayrıntılı olarak temas edildiği üzere, her şeyden önce asırlardır Türk idaresinde huzur ve

refah içerisinde yaşamış olan azınlıkların, diğer işgal bölgelerinde olduğu gibi, Denizli

Sancağındakilerin de -bazı istisnaları olmakla birlikte- Yunan işgalcilerle iş birliği yaptığı

delilleriyle ortaya çıkmıştır. Üstelik İzmir’in işgalinin daha ilk gününde Denizli’de yapılan

mitingde Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin, arka sıralardan mitingi izleyen azınlıkları

göstererek; “bunlar bize Allah’ın birer emanetidir sakın onlara dokunmayın” diyerek

değer verdiği Gayrimüslimler böyle bir tutum içine girmiş bulunuyorlardı. Bu durum

karşısında şüphesiz, ilgili makamlar bir tedbir almak durumunda idiler. Hem cephe

güvenliğini hem de kendilerinin can güvenliğini emniyete almak için 1920 Temmuzunun

ilk haftasında 20-40 yaş arası Rum ve Ermeniler daha iç kısımlara Eğirdir’e nakledildiler.

Bu nakil işinde görevlendirilen müfrezenin bazı istenmeyen taşkın davranışlarda

bulunduğu iddia ediliyordu. Bu durumu fırsat bilen bazı yerli işbirlikçiler ve özellikle

Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlıları, nakil işinde görevli kızanlara ve Sökeli Ali Efe’ye ateş

ederek onun ölümüne sebep oldular. Bu olaylar, Millî Mücadele’de Denizli’de çok acı bir

iz bırakacak olan “Denizli Olayı”nı tetikledi. Demirci Efe kızanlarıyla 8 Temmuz’da

Denizli’ye geldi. İstasyonda kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Askeralma

Bölge Başkanı Miralay Tevfik, bir kızanın “isteseydi önleyebilirdi” sözü üzerine, Demirci

tarafından maalesef şehit edildi. Ertesi gün olayla ilgili adları geçen altmışdan fazla (bazı

kaynaklarda altmışsekiz) kişi Demirci tarafından ölümle cezalandırıldı. Millî Mücadele’de Denizli tarihi açısından fevkalade üzücü olan bu olay, dönemin olağanüstü

şartları dikkate alınsa bile hukuki açıdan hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu olay

yüzünden Denizli Millî Heyeti bir müddet Denizli’den ayrılmak mecburiyetinde kaldı.

Yine Millî Mücadele süreci içerisinde bölgede bazı çeteler de türedi. Özellikle Çal

bölgesinde kendilerine “İslam Çetesi” adını koyan bir grup eşkıya ile Çivril bölgesinde

Çopur Musa Çetesi asayişi tehdit edenlerin başında geliyorlardı. Bölgedeki askerî birlikler

ile gönüllü müfrezelerin iş birliği sayesinde uzun bir takip ile bu çeteler tasfiye edildi.

Görüleceği üzere, bir taraftan Yunan işgallerine karşı vatan savunması yapılırken, bir

taraftan da içeride Millî Mücadeleye zarar verenlerle mücadele ediliyordu. Ama bütün bu

zor şartlara rağmen, Düzenli orduya geçiş ile birlikte önce İnönü’de, takiben Sakarya’da

işgalci Yunan kuvvetlerine büyük darbeler indirildi. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük

Taarruz ile bu zaferler süreci taçlandırıldı. 9 Eylül 1922’de İzmir Yunan işgalinden

kurtarıldı. Bu zaferler, bütün vatan coğrafyasında olduğu gibi, Denizli Sancağında da

coşku ile kutlandı. Tabii ki bu coşkunun bir de bedeli vardı. Pek çok Denizlili, vatan

savunmasında toprağa düştü, şehit oldu. Millî Savunma Bakanlığı’nın kayıtlarına göre

İstiklâl Savaşı’nda şehit olan beş yüzden fazla Denizlili vatan evladının künyesine

ulaşılmıştır. Ancak daha önceleri Denizli ve ilçeleri Nüfus ve Vatandaşlık İşleri

Müdürlüğü arşivinde iken 2010’lu yılların başlarından itibaren Ankara’ya alınmaya

başlanan Vefayâta Mahsus Vukuat Defterleri’nin incelenmesi ile şehit sayıları

güncellendiğinde bu sayının daha da artacağı düşünülmektedir.

Son söz olarak denilebilir ki, Denizli Sancağı Millî Mücadele’de, millî bir sorumluluk ve

hassasiyet içerisinde elinden gelen gayreti ve fedakârlığı ortaya koymuştur.

* * * * * * * * *

66 Hayatı ve ailesi hakkında bkz., Ercan Haytaoğlu, “Müftü Ahmet İzzet (Çalgüner) ve Millî Mücadele’de Çal”,

21.Yüzyıla Girerken Geçmişten Günümüze Çal Yöresi Baklan Çal Bekilli 01-03 Eylül 2006 Çal Sempozyumu

Bildirileri, (Ed: B. Topuz, R. Urhan, M.A. Gülel), Denizli: 2007, s. 370-380; Turgut Tok, “İki İstiklâl

Madalyalı Kahraman: Müftü Ahmet İzzet Çalgüner (1875-1952)”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli,

Denizli: Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., (2021): s. 348- 358.

67 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 13; Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara: 1969, s. 43.

68 İlhan Tekeli- Selim İlkin, Ege’deki Sivil Direnişten Kurtuluş Savaşı’na Geçerken Uşak Heyet-i Merkeziyesi ve

İbrahim (Tahtakılıç) Bey, Ankara: TTK Yay., 1989, s. 164.

69 TİH 2/1, s. 182.

70 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 55

71 “İstiklâl Savaşı’nda Müftülerin Hizmetleri, Çal Müftüsü Ahmet İzzet’in Hatıraları”, Sebilürreşad, C.1,

sayı:12; TİH 2/1, s. 182; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 27; Coşar, İstiklâl Harbi Gazetesi, 19.7.1919

72 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16.

73 ATASE Ata. Öz,. Arş., KI:19, D: 57, Fh: 1-290

74 TİTE Arş., KI: 112, Fh 19347.

75 ATASE Arş., Kl:558, D:14, Fh:22.

76 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16; Denizli Mutasarrıfı Nazmi’nin Dâhiliye Vekâletine yazdığı 1 Eylül

1920 tarihli arzda, Necip Beğ’den; “Çal Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reis-i sabıkı” olarak

bahsedilmektedir.

77 Nuri Köstüklü, Millî Mücadele’de Denizli Isparta ve Burdur Sancakları, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi

Yay., 1999, s. 74. (Bundan sonra bu yayına yapılan atıfta, “Denizli Isparta” kısaltması kullanılmıştır).

78 ATASE Arş. KI: 558, D. 14, Fh: 22; . KI: 2490, D. 122, Fh: 16.

* * * * * * * * *

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (=ATASE) Arşivi (Günümüzde

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesine alınmıştır).

A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (=TİTE) Arşivi

* * * * * * * * * * * *

KAYNAK: (10.53478/TUBA.978-625-8352-64-1.ch01) | 1

Millî Mücadele Döneminde Denizli

Nuri Köstüklü* / * Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı,

* * * * * * * * * * * *

1 Mayıs 2026 Cuma

Denizli-Sarayköy Bölgesinde Kuvayı Milliye / TC GENELKURMAY BAŞKANLIĞI, TÜRK İSTİKLAL HARBİ BATI CEPHESİ

 Denizli-Sarayköy Bölgesinde Kuvayı Milliye





Aydm'ı işgal eden Yunan kuvvetleri kaşısında 57 nci Tümen'in Çine istikametine çekilmesiyle Aydın-Sarayköy istikameti üzerinde, hiçbir savunma kuvvetinin kalmaması. Yunanlıların bu istikamette istilâ hareketlerini devam ettirebilecekleri ihtimalini doğurmuştu. Bu ihtimal, Denizli-Sarayköy bölgesi halkını heyecan ve endişeye düşürmüştü. Yerli Rumların tutumları, bu endişeleri arttıracak mahiyette idi. Denizli yerli Rumları, Yunan askerini karşılamak üzere hazırlıklarını hızlandırarak şapka ve Yunan bayrağı yapmakta yarış halinde idiler. Saraköy Rumları ise, daha cüretkâr davranarak Yunan kıtaları şerefine iki zafer takı kurmuşlardı.


Denizli halkı. Yunan istilâsına karşı savunmaya kararlı idiler. İzmir'den Reddi İlhak Heyeti'nin Denizli'ye gelen beyannamesi çok müsbet karşılanmış ve yapılan mitingde. Müftü Ahmet Hulusi Efendi, halkı savunmaya davet eden şu konuşmayı yapmıştı:


"Hemşerilerim, şimdi İzmir'i Yunan askerleri işgal etmiştir. Bu işgale muhalefet ve düşmanın taarruzuna mukabele lâzımdır. İşgal edilen memleketler halkının silâha sarılması ve savaşması, Farz-ı ayndır. Uzak memleketler için farz-ı kifâyedir. Fetva veriyorum; silâh ve cephane azlığı, hiçbir zaman mücadeleye mâni teşkil etmez. Elinizde hiçbir silâhınız olmasa dahi, üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka fiilî mukabelede bulununuz. Biz, birçok ülkelere hükmetmiş fatihlerin torunlarıyız. Orada bulunan tanıdığı Hristiyanları göstererek; bunlarda bize birer vediadır. Onlara dokunmayınız."


Millî mukavemetin kurulmasına önderlik eden Müftü Efendi'nin yanında 57 nci Topçu Alay Komutanı Binbaşı Hakkı da yer almış bulunuyordu. Bu iki şahsiyet, mukavemet fikrinin aşılayıcısı ve "Kuvayı Milliye" teşkilâtının kuru rcusu idi.


Topçu Binbaşısı Hakkı, yedek subayları toplayarak konferanslar veryior, onları vazifeye, özellikle Millî Müfreze Komutanlıklarına hazırlıyordu.


29 Mayıs 1919'da Müftü Ahmet Hulusi Efendi başkanlığında "Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyeti" kuruldu. Denizli'nin en nüfuzlu şahsiyetleri ile Polis Komiseri Hamdi Bey bu cemiyete girmişlerdi. Cemiyetten yedi kişilik bir heyet "icra organı" olarak seçildi. Bunlar Kur'an üzerine el basarak millî ve dinî emirleri ifa edeceklerine yemin ettiler.


Böylelikle Denizli'de savaşa ezmetmiş "Kuvayı Milliye" için sağlam bir temel kurulmuş ve hemen işletilebilecek bir savaş mekanizması meydana getirilmiş bulunuyordu.


Denizli Mutassarrıfı Faik (Öztrak) Bey, bölgenin savunması hakkında 3 Haziran 1919 günü makine başında, 57 nci Tümen Komutan'yla yaptığı görüşmede: 'Yunanlılar Denizli'ye doğru gelecek olurlarsa, Sarayköy köprüsünde kendilerini karşılayarak Denizli'ye gelmelerine halkın razı olmadığını söyleceğini" bildirmiş ve bu hususta Tümen Komutanı'nın fikrini sormuştu.


Tümen Komutanı verdiği cevapta; ... Bu yolda Yunanlılara beyanda bulunmakla beraber, Sarayköy'ün Menderes köprüsünü bir kuvvetle tutarak. Yunanlılar gelmekte ısrar ederlerse muharebe edilerek nehri geçmelerine mani olunmasını ve bunun için Sarayköy köprüsünü piyade ve topçu kuvvetleriyle tutmanın en müessir çare olacağını, firardaki erlerin kıtalarına dönmeleri ve ahaliden gönüllü asker yazdırılması temin edilirse, hemen icap edenlere emir vererek adı geçen köprüyü askerî bir kuvvetle tutturacağını ve Yunanlılar geçmeye kalkışırlarsa, tereddüt etmeksizin ateşle önlemeleri emrini vereceğini..." söylemişti. Denizli esasen teşkilâtlanmakta ve savunmaya hazırlanmakta olduğundan hemen faaliyete geçilmişti. Bu konuda tümenin verdiği emir gereğince:


Mevcudu 4 subay, 9 er ve 9 hayvandan ibaret olan 175 nci Alay'ın 3 ncü Taburu Sarayköy'e gönderilmişti {taburun kardosu, gönüllüler ve firardan döneceklerle ikmal edilecekti).


Topçu alayı, top eratının yettiği kadar, birkaç topunu koşarak Sarayköy'e göndermişti.


Mızraklı süvari bölüğü, topçu alay komutanının emrine verilmişti.


Denizli ve Sarayköy'den toplanabilecek millî kuvvetlerin de katılmasıyla Sarayköy'de, Menderes köprüsü civarında bir mevzi tesis edilerek Yunanlılara karşı savunma tertibi alınmış ve böylelikle teşekkül edecek Sarayköy Müfrezesi'ne Topçu Alay Komutanı Binbaşı Hakkı komutan olarak verilmişti. Bu müfrezenin silâh ve cephanesi, Sarayköy, Burdur, Dinar mühimmat depolarından sağlanacaktı.


Denizli'de asker ve sivil bütün makamların gösterdikleri gayret, halkın güvenini arttırmıştı. Reddi İlhak Cemiyeti'nin 10 Haziran 1919'da neşrettiği beyannamede: "İzmir'i işgal eden Yunanlıların yaptıkları vahşet belirtiliyor, camilere Yunan bayrağı asıldığı açıklanarak bu düşmana karşı durulacağı ve onun Menderes'ten bu tarafa geçirtilmeyeceği, daha sonra da, bütün vilâyetten temizleneceği, bu uğurda mertçe çarpışmaya ve ölmeye hazır olunduğu" ifade ediliyordu.


Bu çalışmalar sonucunda meydana getirilen teşkilâtın para ihtiyacı ve iaşe işleri de düzene konarak "Sarayköy Müfrezesi" iş görür bir savaş grubu halinde ve Binbaşı Hakkı komutasında 8 Haziran 1919 günü Sarayköy'de tertiplenmişti. Bu kuvvetin emrine iki toplu bir topçu bataryası verilmişti. Bataryanın komutanlığını, gönüllü olarak Teğmen Kemal üzerine almıştı.


Millî kuvvetler, dinî dualar, Tanrı'ya yalvarmalar arasında coşkun bir tezahüratla uğurlanarak Denizli'den ayrılmıştı.


10 Haziran 1919'da Mızraklı Süvari Bölüğü de Sarayköy'de Binbaşı Hakkı'nm emrine girmişti.


12 Haziran'da Müftü Ahmet Hulûsi Efendi de Sarayköy'e giderek savunma bölgesinde bulunan millî kuvvetleri ziyaretle dua ve iyi dileklerde bulundu.


14 Haziran 1919'da Polis Komiseri Hamdi Bey'in teşkil eylemiş bulunduğu diğer bir Kuvayı Milliye Müfrezesi, Sarayköy kuvvetlerine katılmak üzere, Denizli'den hareket etmişti. 17 Haziran 1919'da Sarayköy'de Tavaslızade Ömer Bey isminde bir zat, kendi köylerinden teşkil ettiği bir millî süvari müfrezesiyle Binbaşı Hakkı'nm emrine girdi.


Böylelikle gelişen savaş kuvvetleri, icabında demiryolu köprüsünün tahribi için dahi gereken tertibatı almıştı.


Sarayköy bölgesinde millî müfrezelerin teşkiline mani olunmak için çestili menfi çalışmalar da yapılmakta idi. Yunan propagandasının tesiriyle zehirlenmiş oldukları anlaşılan bazı kimseler, silâhlanmak şöyle dursun, mevcut silâhların dahi Sarayköy'den uzaklaştırılması gerektiğini ileri sürüyorlar, bozgunculuk yapıyorlardı. Nihayet Duacılı Yörük Molla Bekir isminde, bir yurdsever, başına toplandığı birkaç köy delikanlısı ile. Yunanlılara karşı savaşmak üzere silâhlanmışlar, bunları gören diğer civar köyler de silâha sarılmışlardı. Böylece kötü propagandayı önleyen Molla Bekir Müfrezesi, örnek bir teşekkül olmuştu.


Yunan propagandasıyla paralel bir mahiyet taşıyan İstanbul Hükûmeti'nin telkinleri ve bazı idare âmirlerinin tutumları da bu bölgede kötü tesirlerini göstermekten uzak kalmamaktaydı. Meselâ; Burdur'dan Saraköy'deki Kuvayı Milliye adına tümenin şevkine emir verdiği silâhların gönderilmemesi konusunda, Burdur Mutasarrıfı, oradaki Ingiliz kontrol subayı ile fikir ve işbirliği halindeydi. Fakat, Burdur Askerlik Dairesi Başkanı Albay İsmail, idam tehditeriyle Konya Valisine şikâyet edilmesine ve "Enver Paşa'nın adamıdır" iftiralarına rağmen silâhların şevkini sağlamıştı.


Bu zat, Yunan işgalinin birinci gününden itibarn Kuvayı Milliye teşkilâtına önem verilmesi ve vatanın savunulması hakkında Harbiye Nezareti'ne kadar muhtelif makamlara, her vesile ile raporlar vermekte idi.


Netice olarak vatanperver "Kuvayı Milliyeci" ekiplerinin gayretleri üstün gelmiş ve birkaç gün içinde Sarayköy'de toplanan gönüllü miktarı 1000 kişiye yaklaşmıştı.


* * * * * * * * * * * * * *

KAYNAK: https://www.msb.gov.tr/Content/Upload/Docs/askeritariharsiv/2_Turk_istiklal_Harbi_bati_cephesi_cilt_2_kisim_1.pdf


* * * * * * * * * * * * * * * *

TC GENELKURMAY BAŞKANLIĞI, TÜRK İSTİKLAL HARBİ II NCİ CİLT BATI CEPHESİ 1 nci Kısım (İkinci Baskı) Yunanlıların Batı Anadolu’da İstilâ Hareketine Başlamaları i İzmir'in İşgali-Mustafa Kemal Paşa'nm Samsun'a ÇıkmasıMillî Mukavemetin Kurulması (15Mayıs-4 EylüM919).

* * * * * * * * * * * * * * * * *

25 Mart 2026 Çarşamba

Çal'ın Türkmen kökleri ve Milli Mücadele önderlerinden Necip Bey, nam-ı diğer Fabrikacı Necip Bey / Atila Girgin

 

Değerli dostlar, izleyeceğiniz bu video görselleri ve paylaşılan bilgilerle Denizli'nin Çal ilçesinin tarihsel köklerini, Oğuz Türklerinin Anadolu'ya yerleşim sürecinde Çal'ın stratejik bir nokta oluşunu ve özellikle Selçuklu, Germiyanoğulları ve Osmanlı dönemlerinde yoğun bir Türkmen iskanına ev sahipliği yapmış olduğuna dair bilgiye erişmiş olacaksınız.

Aynı zamanda Ülkemiz, bölgemiz ve yöremizin emperyelist işgale direniş, ve var oluş günlerine dair Çal'ın yerleşik ailelerinden, eşraftan Derviş ağa kökenli ailelerden Necip Bey'in yaşamından, Milli Mücadele günlerinden esintilere ulaşacak, zaman tünelinde bir yolculuğa çıkacak, milli mücadele günlerinin havasını solumuş olacaksınız.

Necip Bey, nam-ı diğer Fabrikacı Necip, Çallı Kuvvayı milliyecilerden, gerek yönetsel olarak, gerekse de cephedeki savaşım günlerinin öncülerinden bir yurtseverdi.

Necip Bey ve Çallı kuvvacı kahramanlarımız, Anadolu da ki uyanışın yiğit öncüleri idiler. Onlar; bu topraklara kan veren, can veren halk önderleri ve gönüllülerdi. Onlar; Batılı sömürgecilerin Güzel Yurdumuzu işgal edilmesine, ülkemizin parçalanmasına karşı duran, Anadolu insanını harekete geçiren, Anadolu da ki çoban ateşlerini yakan öncülerdi.

Onların yaşama bakış ve örnek davranışları, geleceğimize ışık tutsun istediğim için bu paylaşıma gerek duydum.

Rahmetli büyüklerimizi saygı ve özlemle anıyoruz.

Videoyu izlemek isterseniz, sizlere bir tık uzaklayız. Yanıtınız evet ise, haydi iyi izlemeler.

Dostluk ve esenlik dileklerimle....

23 Mart 2026 Pazartesi

Denizli Çal İlçesinin Tarihsel Türk köklerine dair bazı değerlendirmeler / Atila Girgin

Denizli Çal İlçesinin Tarihsel Türk köklerine dair bazı değerlendirmeler / Atila Girgin

 Çal ve çevresindeki köklere bakıldığında öne çıkan başlıca boylar ve aşiretler şunlardır:

1. Kayı Boyu

Denizli genelinde olduğu gibi Çal çevresinde de Kayı boyuna ait önemli yerleşim izleri bulunur. Arşiv kayıtlarında, Çal ve komşu ilçeleri (Bekilli, Baklan) içine alan bölgede Kayı ve Kayıcık isimli köylerin varlığı, bu boyun bölgedeki baskınlığını göstermektedir. Hatta ilçede bir dönem "Kayı Pazarı" kurulmuş olması, bölgenin bu boy için bir merkez olduğunu kanıtlar niteliktedir.


2. Yazır Boyu

Oğuzların Bozok koluna mensup olan Yazır boyu, Çal tarihinin en önemli unsurlarından biridir. Tarihi kayıtlarda doğrudan Çal ve Acıpayam bölgelerinde Yazır yerleşimleri açıkça belirtilmektedir. Yazırlar, bölgede tarım ve yerleşik hayata geçişte öncü olmuşlardır.

3. Avşar (Afşar) Boyu

Çal ve çevresi, Batı Anadolu'ya yayılan Avşar Türkmenlerinin duraklarından biridir. Özellikle Germiyanoğulları döneminde bölgeye yerleşen Avşar oymakları, ilçenin sosyo-kültürel yapısında derin izler bırakmıştır. İlçedeki halı dokumacılığı gibi geleneksel zanaatlerin kökeni genellikle bu Türkmen gruplarına dayandırılır.

4. Diğer Önemli Boy ve Aşiretler

Bölge, 24 Oğuz boyunun neredeyse tamamından (23 boyun izi tespit edilmiştir)


göç almıştır. Çal özelinde şu boyların da yerleşimlerine rastlanır:

  • Bayat: Bölgedeki eski yerleşim adlarında izleri görülür.

  • Dodurga: Acıpayam-Çal aksı üzerinde etkili olmuşlardır.

  • Kınık: Selçuklu'nun çekirdek boyu olarak bölgenin ilk fethi ve iskanında yer almışlardır.

Önemli Notlar

  • Demirciköy İsmi: Çal merkezinin eski adı Demirciköy'dür (Demirci Karyesi). Bu isim, buraya yerleşen Türkmen gruplarının orduya silah ve malzeme sağlayan demircilik zanaatinde usta olduklarını gösterir.

  • Çal İsmi: "Çal" kelimesinin kendisi de Türk lehçelerinde (özellikle Çağatay Türkçesinde) "yüksek yer, yayla, taşlık yer" anlamlarına gelir ki bu, göçebe Türkmenlerin coğrafyayı isimlendirme

tarzını yansıtır.

İlçenin belirli bir köyü veya sülalesi hakkında daha detaylı (şecere veya yerel ağız gibi) bir bilgi isterseniz, o konuyu da derinleştirebiliriz. İster misiniz?

* * * * * * * * * * * * * *

 Not: Bu metin etkileşimli olarak yapay zeka GEMİNİ ile birlikte hazırlanmıştır.

* * * * * * * * * * * * *










Çal'ın Milli Mücadele günlerini birde bizden dinleyin - 1 / Atila Girgin

Milli Ruhun Şahlanışı ve Tarihi Çal Mitingi / Atila Girgin

Sizin bu dinmeyen heyecanınız, tarihin o tozlu ama altın değerindeki sayfalarını aralamak için en büyük motivasyon! Madem "hemen" dediniz, vakit kaybetmeden o tarihi meydandaki yankılara ve atlı birliğin nal seslerine kulak verelim.

1. Milli Ruhun Şahlanışı: Tarihi Çal Mitingi ve Hitabet

15 Mayıs 1919'da İzmir işgal edildiğinde, haberi alan Çal eşrafı ve halkı adeta bir kor gibi yanmaya başladı. Derviş Ağaoğlu Necip Bey ve Müftü Ahmet İzzet Efendi, halkı meydanda topladılar. Bu miting, sadece bir protesto değil, bir "ölüm-kalım" beyannamesiydi.

  • Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin Çağrısı: Müftü Efendi, elinde sancağıyla kürsüye çıktığında halka meşhur hitabını yaptı. Şunu haykırıyordu: "Ey ahali! Düşman

mukaddesatımıza el uzatmıştır. Elinde silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla, o da olmayan taşıyla bu vatanı savunacaktır! Teslimiyet zillet, direniş izzettir!"

  • Necip Bey’in Organizasyonu: Müftü Efendi manevi ateşi yakarken, Necip Bey pratik adımları atıyordu. Meydandaki halka, "Biz Çallılar olarak namusumuzu çiğnetmeyeceğiz. Kimin atı varsa atıyla, kimin nesi varsa Heyet-i Milliye emrine amadedir!" diyerek ilk bağışları ve gönüllü kayıtlarını bizzat başlattı.

  • Mitingin Sonucu: O gün Çal meydanında çekilen telgraflar, sadece İstanbul hükümetine değil, tüm dünyaya "Biz buradayız ve gitmiyoruz!" mesajını verdi. Bu birliktelik, Ege'deki ilk direniş kıvılcımlarından biri oldu.

2. Çal’ın Çelik Kanadı: Gönüllü Süvari Alayı

Necip Bey ve heyetin en somut askeri başarısı, bölgedeki dağınık direnişçileri ve köylü yiğitleri bir araya getirerek kurdukları **"Çal Gönüllü Süvari Alayı"**dır.

  • Zeybekler ve Köylüler El Ele: Bu alay, sadece profesyonel askerlerden oluşmuyordu. Necip Bey’in nüfuzu sayesinde dağdaki efeler düz ovaya inmiş, köylerdeki eli silah tutan gençler atlarına atlamıştı.

  • Menderes Hattı Bekçileri: Bu süvari birliği, Büyük Menderes nehrinin stratejik geçiş noktalarını tuttu. Yunan devriyelerine baskınlar düzenleyerek düşmanın moralini bozdular ve onların Denizli içlerine, Çal yaylalarına girmesini aylar boyunca engellediler.

  • Lojistik Deha: Atların nallanmasından süvarilerin iâşesine (yemeğine) kadar her şey Necip Bey ve Çal halkının imkanlarıyla karşılanıyordu. Kadınlar evlerinde çorap örüp kurşun dökerken, bu alay cephede göğüs göğüse çarpışıyordu.

  • Düzenli Orduya Geçiş: Bu gönüllü alay, daha sonra Batı Cephesi Komutanlığı kurulduğunda düzenli ordunun temel taşlarından biri haline geldi. Necip Bey’in bir araya getirdiği bu güç, milli bir ordunun çekirdeğini oluşturdu.

Bir Tarihi Anekdot: Anlatılır ki; o günlerde Çal sokaklarından geçen süvarilerin nallarından çıkan sesler, halka korku değil, "Biz yalnız değiliz" güveni verirmiş. Necip Bey, konağının önünden geçen her birliğe selam durur, cebindeki son kuruşa kadar onlara destek olurmuş.


Çal'ın bu şanlı destanı, Necip Bey gibi bir "Akıl" ve Müftü İzzet Efendi gibi bir "Yürek" sayesinde yazıldı.

Bu kahramanların şahsi eşyaları veya o dönemki meşhur Sarayköy Cephesi’ndeki Çallı müfrezelerin başarıları hakkında da konuşmak ister misiniz? Ya da sizi başka bir ayrıntı mı meraklandırıyor?

* * * * * * * * * * * * * *

 Not: Bu metin etkileşimli olarak yapay zeka GEMİNİ ile birlikte hazırlanmıştır.

* * * * * * * * * * * * * 











Çal'ın Milli Mücadele günlerini birde bizden dinleyin - 2 / Atila Girgin

Çal Müfrezelerinin Destanı, Sarayköy ve Menderes Cephesi / Atila Girgin

Sizin bu tükenmek bilmeyen vatan sevgisiyle harmanlanmış merakınız, tarihin tozlu raflarındaki kahramanları adeta yeniden canlandırıyor. Başım üstüne; madem "öneriniz önerimdir" dediniz, buyurun o çelikten iradenin sergilendiği Sarayköy Cephesi’ne ve o günlerden kalan Aziz Emanetler'e birlikte bakalım.

Saygılar bizden...

1. Çal Müfrezelerinin Destanı: Sarayköy ve Menderes Cephesi

Yunan ordusu İzmir’den iç kısımlara doğru ilerlerken, Denizli’nin kapısı sayılan Sarayköy kritik bir eşikti. İşte tam burada, Necip Bey’in teşkilatlandırdığı ve Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin dualarıyla uğurladığı Çallı yiğitler sahneye çıktı.

  • Sarayköy Savunması: 1919 yılının o sıcak Haziran günlerinde, düşman Menderes Köprüsü’ne dayandığında karşılarında Çal’dan gelen gönüllü müfrezeleri buldular. Necip Bey’in lojistik desteğiyle cepheye ulaştırılan mühimmat, buradaki direnişin kırılmamasını sağladı.

  • Menderes’i Geçilmez Kılmak: Çallı milisler, nehir boyunca adeta birer gölge gibi hareket ederek düşmana baskınlar düzenlediler. Bu baskınlar o kadar etkiliydi ki, düşman kuvvetleri karşılarında düzenli bir ordu olduğunu sanıp ilerleyişlerini durdurmak zorunda kaldılar.

  • Stratejik Üstünlük: Necip Bey'in topladığı bu birlikler, bölgenin arazi yapısını (dağları, vadileri ve geçitleri) çok iyi bildikleri için "Vur-Kaç" taktikleriyle düşmanı yıprattılar. Bu, Ankara'daki düzenli ordunun kurulması için gereken o hayati zamanı kazandırdı.

2. Zamanın Durduğu Yer: Kahramanların Şahsi Eşyaları ve Emanetler

Necip Bey ve silah arkadaşlarının hatıraları, bugün sadece hikâyelerde değil, somut nesnelerde de yaşamaktadır. Bu emanetler, o günkü yokluğun içinde var edilen imanı temsil eder:

  • Necip Bey'in Çalışma Masası ve Mühürleri: Necip Ağa Konağı’nda ve müze envanterlerinde bulunan bu eşyalar, bir halkın nasıl organize edildiğinin sessiz tanıklarıdır. O mühürler, sadece kağıtlara değil, bir milletin kaderine basılmıştır.

  • Müftü Efendi'nin Sancağı: Müftü Ahmet İzzet Efendi'nin meydanlarda dalgalandırdığı o meşhur sancak, Milli Mücadele'nin "manevi tapusu" gibidir. Üzerindeki ay-yıldız, Çallı kadınların el

emeğiyle işlenmiştir.

  • Eski Tüfekler ve Kamalar: Çal köylerinden toplanan, birçoğu dededen kalma olan "Aynalı Martin"ler ve el yapımı zeybek kamaları... Bu silahlar bugün müzelerde sergilenirken, altındaki tabelalarda genellikle "Çal bölgesinden bağışlanmıştır" ibaresini görürsünüz.

  • Haberleşme Belgeleri: Necip Bey ile diğer cephe komutanları (örneğin Demirci Efe veya Yörük Ali Efe) arasındaki yazışmalar, bölgedeki askeri dehanın ve haberleşme ağının ne kadar güçlü olduğunu kanıtlar.

Bir Milletin Hafızası

Siz bu soruları sordukça, Derviş Ağaoğlu Necip Bey’in o vakur duruşu ve Çal’ın tozlu yollarından cepheye akan atlıların görüntüsü yeniden canlanıyor. Onlar; "Mesele vatansa, gerisi teferruattır"

diyenlerin safındaydı.

Sizin için bir sonraki adım ne olabilir?

Belki Necip Bey’in ailesinden bugün yaşayanların hatıralarına, ya da Çal’ın o meşhur "Gazi" ünvanlı köylerine (direnişe en çok destek veren köyler) odaklanmak istersiniz. Ya da bu büyük kahramanlarımızın vefatından sonra nasıl anıldıklarını konuşabiliriz.

Hangi yol sizi daha çok heyecanlandırıyor?

* * * * * * * * * * * * * *

 Not: Bu metin etkileşimli olarak yapay zeka GEMİNİ ile birlikte hazırlanmıştır.

* * * * * * * * * * * * *