Millî Mücadele Döneminde Denizli / Nuri Köstüklü,
(Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti faaliyetleri)
Özet: 15 Mayıs 1919 günü sabahının ilk saatlerinde İzmir’in işgali haberi Denizli’de duyulur duyulmaz; Denizli Mutasarrıfı, Askeralma Bölge Başkanı, Belediye Başkanı, Denizli Müftüsü ve eşraftan bazı kişiler bir araya gelerek, işgallere karşı Denizli’de bir millî direniş ruhunu oluşturmaya çalıştılar. O gün Denizli’de büyük bir miting yapıldı ve arkasından millî teşkilatlanma hemen başladı. Yunan işgalinin Denizli istikametinde vatan coğrafyasına yayılmasına karşı tedbirler alındı. Kısa sürede Denizli’de ve ilçelerinde ileride genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adını alan millî teşkilatlar kuruldu. Bu teşkilatların ve bölgedeki askerî ve mülki erkânın da destekleriyle milis gönüllü kuvvetler oluşturuldu. Bir taraftan da cephenin savunmasına yönelik olarak lojistik destek faaliyetlerine hız verildi. Öyle ki Denizli’nin batısında kurulan cephede Yunan ilerleyişi büyük ölçüde durduruldu. Denizli Sancağında vatan savunması için her türlü fedakârlığın yapıldığı sıralarda bazı azınlıkların ve Millî Mücadele aleyhtarı muhalif grupların özellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlılarının karşı propaganda ve faaliyetleri de eksik olmuyordu. Ama bütün bu zorluklara rağmen Denizli halkı, Millî Mücadele’nin sonuna kadar, maddi ve manevi bütün gücüyle vatan savunmasında yerini aldı. Mevcut verilerden tespit edilebildiği kadarı ile beş yüzün üzerinde Denizlili, Millî Mücadele’de şehit oldu.
Anahtar Kelimeler: Millî Mücadele, Türk İstiklal Savaşı, Denizli, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Batı Anadolu, Yunan İşgalleri
4.3. Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
İzmir’in işgal haberi sonrasında Çal’da oluşan millî galeyan, kısa sürede Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin önderliğinde teşkilatlanmaya dönüştü. Müftü Ahmet İzzet Efendi,66 Yd. Sb. Ahmet (Akşit) ile birlikte köy köy dolaşarak halkı aydınlattı.67 Bu gelişmelerin sonrasında 15 Temmuz 1919’da Çal Heyet-i Milliyesi kuruldu.68 Müftü Ahmet İzzet başkanlığında kurulan bu heyet yirmibir kişi69 olup, diğer yirmi üye şu kişilerden oluşuyordu; Necip Bey, Hacı Mahmut Efendi, Ortaköylü Emin Bey, Ortaköylü Şakir Ağa, Çal Belediye Reisi Hacı Mehmet Ağa, Derviş Efendi, Damatoğlu Abdullah Efendi, Ahmet oğlu Osman Efendi, İzzet Efendi, Arapzade Ahmet, Hacı Mustafa oğlu Tevfik, Hacı Mehmet oğlu Zekeriya, Abdurrahman Ağa, Sâdık Efendi, Mehmet Ağa oğlu Derviş, Zeybek oğlu Ali Ağa, İbrahim Çavuş, Ahmet Çavuşoğlu Hüseyin, Bekir Ağa oğlu Mustafa ve Rıza Efendi.70
Ortak imzalı taahhütnamelerinde ifade olunduğu üzere, isimlerini verdiğimiz bu şahıslar, vatan hizmeti için kendilerine verilecek emirlere aykırı hareket ettikleri takdirde, idamlarının helal olacağını peşin olarak kabul etmişlerdi.71
Çal Heyet-i Milliyesi kurulur kurulmaz hemen işe başladı. Gerek gönüllü kuvvet toplanmasında gerekse millî kuvvetlerin ihtiyaçlarının karşılanması hususunda pek çok hizmetleri oldu, takdirler aldı. Hatta TBMM Dâhiliye Vekâletine dahi, bu heyetin fedâkar çalışmaları hakkında raporlar yazıldı.72
Resim 4-5. Ahmet İzzet (Çalgüner) Ahmet İzzet Çalgüner Torunlarıyla (Tok, “İki İstiklâl Madalyalı” s. 360)
Çal Heyet-i Milliyesi bir süre Müftü Ahmet İzzet Efendi başkanlığında faaliyet gösterdi.
Daha sonra ise, başkanlık görevini Necip Bey üzerine aldı. Bunun zamanında, Meclis-i Mebûsan üyeliği için seçimler yapılıyordu. Heyetin takdiriyle Çal’dan Müftüzade Emin
Efendi milletvekili seçildi. Bu durum, Heyet-i Milliye Reisi Namına Necip imzasıyla 3 Ocak 1920 tarihli bir telgrafla Ankara’da Heyet-i Temsiliyeye bildirildi.73 Çal Heyet-i Milliyesi her konuda Temsil Heyeti ve daha sonra BMM ile irtibat halinde, kendisine verilen emirleri yerine getirdi.74
Cephenin lojistik desteğinde önemli rol üslenen ve Nazilli’den Burdur’a taşınan Heyet-i Merkeziyenin Reis Vekili, Batı Cephesi Komutanlığına yazdığı raporda Heyet-i Milliye Reisi Necip Bey’den; “Çal’ın pek nafiz eşrafından Müdafaa-i Hukuk Reisi Necip ile bir senelik müşahedatımızda Çal’da muntazam bir teşkilat dâhilinde azami faaliyet sarf etmiş örnek bir vatanperver”75 olarak bahsetmiştir.
Gerçekten Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, cephenin lojistik desteği hususunda pek çok makamın takdirine layık olmuştur.
Takip eden günlerde Necip Bey, Çallıların oluşturduğu 106 gönüllü kuvvetin başına geçip cepheye hareket etmesi üzerine, muhtemelen 1920 Ağustos’unda başkanlıktan ayrıldı.76
Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin ifadelerinden anlaşıldığına göre bu sırada Heyet-i Milliye Başkanlığına kendisi geçmiş olmalı. Ancak millî cemiyetlerin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla yeniden teşkilatlanmaya başlamasından sonra, Heyet-i Milliye, Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını aldı. Bu arada, Ahmet İzzet Efendi’nin üzerinde esasen müftülük
görevi de bulunduğundan cemiyet başkanlığını bıraktı ve oy birliği ile Derviş Bey başkanlığa seçildi. Belgelerden anlaşıldığına göre, 1923’te İsmail Hakkı Bey başkanlıkta bulunmuştur.77
Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruluşundan lağvına kadar, yaklaşık dört yıllık görev süresinde, hizmetlerinden dolayı Denizli Sancağı içerisinde en büyük takdire layık cemiyet oldu.78
9. Sonuç
15 Mayıs sabahının ilk saatlerinde İzmir’in Yunanlarca işgali haberi Denizli’ye ulaşır
ulaşmaz, başta mutasarrıf Faik Bey olmak üzere Askeralma Bölge Başkanı Miralay Tevfik,
Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Belediye Başkanı Hacı Tevfik ve eşraftan bazı kişiler bir
araya gelerek vatan savunması için hemen acilen bir şeyler yapma kararlılığını ortaya
koydular. Tabi ki burada halkın desteğini almak çok önemli idi, ama bu desteği alabilmek
kolay değildi. Çünkü karşı propaganda yapanlar; mevcut duruma İttihatçıların macerası
ile gelindiğini, Millî Mücadeleye girişmek isteyenlerin “İttihatçı artığı” olduğunu, ülkenin
selametinin Saray ve Hükûmete bağlı kalmak ve İngiliz merhametine sığınmaktan geçtiği
tezini sürekli işliyorlardı. Bölgeye gönderilen Heyet-i Nâsıha’nın, Hürriyet ve İtilaf
Fırkası yanlılarının ve İstanbul Hükûmetine bağlı bazı mülki idarecilerin propagandası
bu yönde idi. Dolayısıyla, bazı kesimlerde oluşan zihin bulanıklığının giderilmesi ve Millî
Mücadelenin gerekliliğinin ortaya konması çok önemli idi. İşte bu aşamada gerek Denizli
Sancağında gerekse diğer sancaklarda halkla iç içe olan müftülerin, din görevlilerinin ve
eşraftan ileri gelenlerin önemli bir rol üstlendiği görülmüştür. Kısa sürede Denizli ve
ilçelerinde millî teşkilatlar kuruldu. Denizli’de Ahmet Hulusi, Tavas’ta Cennetzade Tahir,
Çal’da Ahmet İzzet, Sarayköy’de Ahmet Şükrü, Buldan’da Salih Efendizade Mehmet,
Acıpayam’da Hasan Efendi adlı müftüler ile askerlik şubesi başkanları, belediye
başkanları ve eşraftan ileri gelenler bölgelerindeki millî teşkilatlanmanın öncülüğünü
yapmışlardır. Hem Denizli hem de araştırmamıza konu olan diğer sancaklarda kurulmuş
ve genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olan millî teşkilatların karakteristiğine
bakıldığında, bölgedeki din görevlileri ile birlikte, asker, bürokrat, eşraf, belediye
başkanı gibi aşağı yukarı toplumun hemen her kesimini temsil eden şahısların kurucular
arasında bulunması, Millî Mücadele hareketinin tabana mâl olan bir hareket olduğunun
göstergesidir.
İzmir’den başlayıp Aydın- Denizli istikametinde yayılan Yunan işgalleri, şüphesiz bölge
halkının direniş ruhunu kamçıladı. Çünkü Yunan işgal metodu, yakıp yıkma, katletme
eylemleriyle “korku” esasına dayanıyordu. Buldan’ın ve Çivril’in işgalinde görüldüğü
üzere bölge halkı insanlık dışı muamele ve katliama maruz kaldı. İşgalci Yunan askerleri
Cabar Köyü’nde, çoluk- çocuk, kadın, yaşlı demeden çoğu yanarak seksenüç canı
katlettiler. İzmir’in işgalinden itibaren bu şekilde korku ve katliama dayalı olarak yayılan
Yunan işgallerine karşı daha ilk günlerden itibaren Denizli Sancağında milis gönüllü
kuvvetler teşekkül etmeye başladı. Bölgede kurulan ilk millî kuvvet Sarayköy Müfrezesi
olmuştur. Başta Denizli Redd-i İlhak Cemiyetinin gönüllü yazımıyla başlayan ve daha
sonra civar sancak ve kazalardan gelen gönüllüler, efeler ve bazı askerî birliklerin de
katkısıyla ciddi bir kuvvet haline gelen bu müfreze, 30 Haziran 1919’da Aydın’ı Yunan’ın
birinci işgalinden kurtardı. Öte yandan, Tavas, Çal, Buldan, Çivril ve hatta bazı köylere
varıncaya kadar o yerin adıyla veya başka adlarla anılan gönüllü müfrezeler oluştu. Bu
gönüllülerin Ağustos 1919 tarihi itibarıyla toplamda sayıları 3000’e ulaşmış idi. Bütün
bu gelişmeler, millî mücadele karşıtı propagandalara rağmen bölge halkının vatan
savunması konusunda kararlılığını göstermesi bakımından önemli görülmelidir. Bir
bakıma Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin silahlı kolu sayılabilecek bu millî müfrezelerin
ihtiyaçları da genellikle halkın yardımlarıyla karşılanıyordu. Tabii ki, bölgedeki askerî
birlikler, el altından bir taraftan sivil kıyafete bürünmüş askerî personeli ile eğitim, sevk
ve idare yönünden destek sağlarken, diğer taraftan silah- mühimmat vb. lojistik katkıda
bulunuyordu. Bir başka ifade ile “Kuvâ-yı Milliye” dendiğinde, tamamen sivil
organizasyon akla gelmemelidir. Başta askerlik şubeleri olmak üzere, bölgedeki diğer
askerî birlikler de işin içinde idiler. Bu tablo Türk milleti için söylenen “ordu-millet”
kavramının da somut örneği olarak algılanmalıdır.
Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’ndan çıkmış yorgun ve fakir olmasına rağmen Denizli
halkının, son imkânlarını seferber ederek cephe için elinden gelen ayni ve nakdî
yardımları esirgemediği görülmüştür. Başta Denizli olmak üzere, bölgeden toplanacak
yardımların koordinesi ve denetimi ile cephenin iaşe ve ikmalinin düzenli bir şekilde
yürütülmesi hususunda bazı tedbirler alındı. İlki 7-8 Temmuz 1919’da ve ikincisi 23
Eylül’de toplanan Nazilli Kongreleri’nde yukarıda belirtilen görevler için Heyet-i
Merkeziye oluşturuldu. Bu kurul, yalnızca Denizli değil bu ciltte ele alınan diğer iller
üzerinde de tasarrufa sahip bulunuyordu. Bütün bu gelişmeler, Millî Mücadele’nin
rastgele değil hem cephede hem de cephe gerisinde planlı ve ciddi bir organizasyon ile
yürütüldüğünü göstermektedir. Bu durum, Türk milletinin “teşkilatçı” özelliğini
yansıtmaktadır.
Ayni ve nakdî yardımların yanı sıra cephenin sağlık yönünden desteklenmesi de çok
önemli idi. Denizli’nin cepheye yakın olması sebebiyle, hasta ve yaralı askerler için Kuvâyı
Milliyenin oluşmaya başladığı daha ilk günlerde Denizli’de sağlık kuruluşları açıldı. Bu
dönemde Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi, Denizli ve yöresinde bulaşıcı
hastalıklar da yaygın idi. Dolayısıyla Denizli’de kurulan hastaneler halkın sağlığı
konusunda önemli bir boşluğu dolduruyordu. Kızılay’ın açtığı seyyar sağlık
kuruluşlarının yanında Millî Hastane ve özellikle Memleket Hastanesi, Denizli halkına ve
cepheden gelen hasta ve yaralı askerlere sağlık hizmeti verdi.
Denizli Sancağında vatan savunması için her türlü fedakârlığın yapıldığı bu günlerde,
maalesef Millî Mücadele aleyhtarlarının da boş durmadığı görülmüştür. Metin içerisinde
ayrıntılı olarak temas edildiği üzere, her şeyden önce asırlardır Türk idaresinde huzur ve
refah içerisinde yaşamış olan azınlıkların, diğer işgal bölgelerinde olduğu gibi, Denizli
Sancağındakilerin de -bazı istisnaları olmakla birlikte- Yunan işgalcilerle iş birliği yaptığı
delilleriyle ortaya çıkmıştır. Üstelik İzmir’in işgalinin daha ilk gününde Denizli’de yapılan
mitingde Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin, arka sıralardan mitingi izleyen azınlıkları
göstererek; “bunlar bize Allah’ın birer emanetidir sakın onlara dokunmayın” diyerek
değer verdiği Gayrimüslimler böyle bir tutum içine girmiş bulunuyorlardı. Bu durum
karşısında şüphesiz, ilgili makamlar bir tedbir almak durumunda idiler. Hem cephe
güvenliğini hem de kendilerinin can güvenliğini emniyete almak için 1920 Temmuzunun
ilk haftasında 20-40 yaş arası Rum ve Ermeniler daha iç kısımlara Eğirdir’e nakledildiler.
Bu nakil işinde görevlendirilen müfrezenin bazı istenmeyen taşkın davranışlarda
bulunduğu iddia ediliyordu. Bu durumu fırsat bilen bazı yerli işbirlikçiler ve özellikle
Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlıları, nakil işinde görevli kızanlara ve Sökeli Ali Efe’ye ateş
ederek onun ölümüne sebep oldular. Bu olaylar, Millî Mücadele’de Denizli’de çok acı bir
iz bırakacak olan “Denizli Olayı”nı tetikledi. Demirci Efe kızanlarıyla 8 Temmuz’da
Denizli’ye geldi. İstasyonda kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Askeralma
Bölge Başkanı Miralay Tevfik, bir kızanın “isteseydi önleyebilirdi” sözü üzerine, Demirci
tarafından maalesef şehit edildi. Ertesi gün olayla ilgili adları geçen altmışdan fazla (bazı
kaynaklarda altmışsekiz) kişi Demirci tarafından ölümle cezalandırıldı. Millî Mücadele’de Denizli tarihi açısından fevkalade üzücü olan bu olay, dönemin olağanüstü
şartları dikkate alınsa bile hukuki açıdan hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu olay
yüzünden Denizli Millî Heyeti bir müddet Denizli’den ayrılmak mecburiyetinde kaldı.
Yine Millî Mücadele süreci içerisinde bölgede bazı çeteler de türedi. Özellikle Çal
bölgesinde kendilerine “İslam Çetesi” adını koyan bir grup eşkıya ile Çivril bölgesinde
Çopur Musa Çetesi asayişi tehdit edenlerin başında geliyorlardı. Bölgedeki askerî birlikler
ile gönüllü müfrezelerin iş birliği sayesinde uzun bir takip ile bu çeteler tasfiye edildi.
Görüleceği üzere, bir taraftan Yunan işgallerine karşı vatan savunması yapılırken, bir
taraftan da içeride Millî Mücadeleye zarar verenlerle mücadele ediliyordu. Ama bütün bu
zor şartlara rağmen, Düzenli orduya geçiş ile birlikte önce İnönü’de, takiben Sakarya’da
işgalci Yunan kuvvetlerine büyük darbeler indirildi. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük
Taarruz ile bu zaferler süreci taçlandırıldı. 9 Eylül 1922’de İzmir Yunan işgalinden
kurtarıldı. Bu zaferler, bütün vatan coğrafyasında olduğu gibi, Denizli Sancağında da
coşku ile kutlandı. Tabii ki bu coşkunun bir de bedeli vardı. Pek çok Denizlili, vatan
savunmasında toprağa düştü, şehit oldu. Millî Savunma Bakanlığı’nın kayıtlarına göre
İstiklâl Savaşı’nda şehit olan beş yüzden fazla Denizlili vatan evladının künyesine
ulaşılmıştır. Ancak daha önceleri Denizli ve ilçeleri Nüfus ve Vatandaşlık İşleri
Müdürlüğü arşivinde iken 2010’lu yılların başlarından itibaren Ankara’ya alınmaya
başlanan Vefayâta Mahsus Vukuat Defterleri’nin incelenmesi ile şehit sayıları
güncellendiğinde bu sayının daha da artacağı düşünülmektedir.
Son söz olarak denilebilir ki, Denizli Sancağı Millî Mücadele’de, millî bir sorumluluk ve
hassasiyet içerisinde elinden gelen gayreti ve fedakârlığı ortaya koymuştur.
* * * * * * * * *
66 Hayatı ve ailesi hakkında bkz., Ercan Haytaoğlu, “Müftü Ahmet İzzet (Çalgüner) ve Millî Mücadele’de Çal”,
21.Yüzyıla Girerken Geçmişten Günümüze Çal Yöresi Baklan Çal Bekilli 01-03 Eylül 2006 Çal Sempozyumu
Bildirileri, (Ed: B. Topuz, R. Urhan, M.A. Gülel), Denizli: 2007, s. 370-380; Turgut Tok, “İki İstiklâl
Madalyalı Kahraman: Müftü Ahmet İzzet Çalgüner (1875-1952)”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli,
Denizli: Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., (2021): s. 348- 358.
67 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 13; Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara: 1969, s. 43.
68 İlhan Tekeli- Selim İlkin, Ege’deki Sivil Direnişten Kurtuluş Savaşı’na Geçerken Uşak Heyet-i Merkeziyesi ve
İbrahim (Tahtakılıç) Bey, Ankara: TTK Yay., 1989, s. 164.
69 TİH 2/1, s. 182.
70 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 55
71 “İstiklâl Savaşı’nda Müftülerin Hizmetleri, Çal Müftüsü Ahmet İzzet’in Hatıraları”, Sebilürreşad, C.1,
sayı:12; TİH 2/1, s. 182; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 27; Coşar, İstiklâl Harbi Gazetesi, 19.7.1919
72 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16.
73 ATASE Ata. Öz,. Arş., KI:19, D: 57, Fh: 1-290
74 TİTE Arş., KI: 112, Fh 19347.
75 ATASE Arş., Kl:558, D:14, Fh:22.
76 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16; Denizli Mutasarrıfı Nazmi’nin Dâhiliye Vekâletine yazdığı 1 Eylül
1920 tarihli arzda, Necip Beğ’den; “Çal Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reis-i sabıkı” olarak
bahsedilmektedir.
77 Nuri Köstüklü, Millî Mücadele’de Denizli Isparta ve Burdur Sancakları, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi
Yay., 1999, s. 74. (Bundan sonra bu yayına yapılan atıfta, “Denizli Isparta” kısaltması kullanılmıştır).
78 ATASE Arş. KI: 558, D. 14, Fh: 22; . KI: 2490, D. 122, Fh: 16.
* * * * * * * * *
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (=ATASE) Arşivi (Günümüzde
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesine alınmıştır).
A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (=TİTE) Arşivi
* * * * * * * * * * * *
KAYNAK: (10.53478/TUBA.978-625-8352-64-1.ch01) | 1
Millî Mücadele Döneminde Denizli
Nuri Köstüklü* / * Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı,
* * * * * * * * * * * *



































