16 Aralık 2022 Cuma

YEMEN ELLERİNE GİDEN BİR ASKER: SARAYKÖYLÜ BİR HEMŞEHRİMİZE ...

SARAYKÖYLÜ BİR HEMŞERİMİZE İLİŞKİN HÜZÜN DOLU BİR PAYLAŞIM / Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali

.......................................
Şahidi olduğum bir hadiseyi hüzünlü anmak isterim. 1928 yılında Adliye Vekili sıfatıyla Cumhuriyet Adliyesini teftiş ediyordum.

Denizli'de bir aralık hastaneyi ziyaret etmek istedim. Ziyaret ettim, hem hediyelerimi dağıtıyor, hem de hastaların hatırlarını soruyordum. Bir hasta ile aramda şöyle bir konuşma oldu.

“Hemşeri nasılsın?...”

Saçı sakalı karışmış, perişan bir hal gösteren hasta, dökük dişleri arasından bana birşeyler söyledi. Fakat ben bunları anlayamadım. Arapça mı, Farsça mı, Türkçe mi? Anlaşılmıyordu.

Hasta başını salladı ve sustu.

Doktorlardan öğrendim ki bu adamcağız Denizli' nin Sarayköy kazasından imiş. Henüz Yemen' den gelmiş. Sarayköyde akrabalarından kimseyi bulamamış. Kendi memleketinin havasıyla uyuşamamış ve hastalanarak, hastaneye düşmüş.

Hasta 50 yaşlarında vardı.

Aşağı yukarı Yemen' de 30 yıl kalmış...Orada unutulmuş. Cumhuriyet kurulunca İmam Yahya'nın yardımıyla memleketine dönebilmiş.

Fakat ne dönüş!...

Ana dili Türkçeyi unutacak hale gelmişve özmemleketin havasıyla uyuşamayarak hastanelere düşmüş.

Kim bilir bu gibi kardeşlerden daha nicelerinin haberlerini, ak saçlı ana ve babaları fersiz gözleriyle uzak yollara bakarak, hala beklemektedirler.....
* * * * * * * * *
KAYNAK: Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali III, sh. 116, Cumhuriyet Yayınları
* * * * * * * * *

7 Aralık 2022 Çarşamba

KADINLAR, BİZİM KADINLARIMIZ / Alper Akçam

 


KADINLAR, BİZİM KADINLARIMIZ / Alper Akçam…

5 Aralık tarihi, hem Dünya Kadın Hakları günü, hem 1934 yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği gün olarak kadınlarımızı onurla, gururla andığımız bir gün…

Emperyalizme karşı bir mazlum milletin, yeryüzünün ilk büyük ve şanlı direnişi Kurtuluş Savaşı’nı tamamlamasından sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gâzi Mustafa Kemal’in öncülüğünde yapılan demokratik değişimlerle, birçok Batı ülkesinden çok daha önce, 5 Aralık 1934 günü, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verildi ve 17 milletvekillik bir kontenjan ayrıldı…

Kuşkusuz, yalnızca kadın hakları konusunda değil, laik, parasız ve karma eğitim, bağımsız yargı, yasalar karşısında yurttaş eşitliği ve daha birçok konuda önemli değişimlere yol açmış Cumhuriyet Kültür Devrimi sürecinde kadınlarımızın yalnızca “bekleyen” edilgen bir özne olmadıklarını, dişle, tırnakla varlıklarını kanıtladıklarını, Kurtuluş Savaşı’nda da, sonrasında da, Kybele analara, Tanrıça Umaylara yakışan bir duruş ve mücadele sergilediklerini vurgulamakta da yarar olacaktır.

Kurtuluş Savaşı, Anadolu ve Urumeli kadınının tarih sahnesinde var oluşunu kanıtladığı bir şanlı direniş olarak da tarihe geçmiştir. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından ve sonrasının devrimci Maarif Vekili, genç yaşta aramızdan ayrılmış Mustafa Necati, savaş yıllarında Çankırı yöresinde rastladıkları bir kağnı kolunu şöyle anlatır:

Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarıyla karları çiğnediğini görünce içimden takdirle karışık bir merhamet sızladı; arkasına sardığı peştamalı içinde arasına hıçkıran bir çocuğun üzerine bile örtmeden yorganını niçin arabaya serdiğini sormak fikrini duydum (…)

Kar serpeliyor, millet malıdır nem kapmasın evladım!’ dedi ve yorganın uçlarını iyice serdi.” (Alıntılayan Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 12)

Bir kısmı İstanbul’dan gizlice kaçırılan, çoğunluğu ise Sovyetler’den deniz yoluyla önce Trabzon’a, arkasından İnebolu’ya gelen cephanenin Ankara’ya doğru sevk işini gerçekleştirenler neredeyse tamamen kadınlardır. Birden çok kaynakta yer alan, Kastamonu girişinde gece soğuktan donup kaskatı kalmış, sabahında ölüsü bulunmuş bir kadının kağnısından gelen ağlama sesiyle bulunan yaşamakta olan küçük bebek, (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s 234), Sakarya Savaşı sırasında yaralanıp Keskin hastanesine götürülen Albay Hulusi (Atak)’ın tanık olduğu bir doğum olayı Anadolu kadınının erkeğinden geri kalmayan mücadeleci ruhunu vurgulayan önemli olaylardır. “Cephane kollarında bulunan hamile bir kadın bir erkek çocuk doğurmuştu. Bu kadını hastaneye yatırmak üzere geriye çevirmek istediler. Fakat yorgunluk ve çektiği ıstıraplarla benzi solmuş olan hasta kadın: Cephedeki silah cephane bekliyor, oraya cephane yetiştirmeliyim. Geriye dönemem dedi.” (Alıntılayan Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 241)

Amerikalı kadın yazar Ann Biridge’nin Devrim Yolu adlı kitabı da İnebolu-Ankara yolunda silah ve cephane ulaşımını anlatır. “Daha şaşırtıcı olanı bu insanların dörtte üçünden fazlasının kadın oluşuydu. Pembe eteklikli bölgesel giysiler ve parlak çiçekli şalvarlar giyen kadınların bazıları sırtlarına sarılı yükle beraber, kucaklarında emzikli bebeklerini taşıyorlar, bazılarının arkasında ise kaygan çamurda kısa adımlarla yürüyen iki veya üç küçük çocuk bulunuyordu. (…) Henüz hiçbir heykeltıraşın taş üzerinde şekillendiremediği, ağır yük taşıyan kadınlar analarının yanında otlayan buzağılar gibi onların ardında yürüyen çocuklara ait heykelleşmiş görüntüler, karlar altında ve dondurucu soğukta yorgun argın yol alacaklardı.” (Alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 245)

Fransız Petit Parisien muhabiri Schliklen’in 3 Mayıs 1922 tarihli, beş gün sonra Kuvayı Milliye’ye düşmanca yazılarıyla tanınan Peyamı Sabah’ta yayımlanan gözlemleri de ilginçtir “(…)Sırf kadınlardan oluşan öyle kafilelere rastladım ki, doğrudan doğruya sırtlarında harp eden orduya mahsus obüs sandıkları, yiyecek taşıyorlardı. Bu halkı böyle harekete geçiren hiçbir kanuni mecburiyet değildir.” (Alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 246)

Tarihçi Lord Kinross’un anlattıklarını da anmakta yarar olabilir: “Şalvarlı, cepkenli ve yün dolaklı kadınlar kağnılarını dağlardan, tepelerden aşırarak, saatte beş kilometrelik bir hızla yüzlerce kilometre uzaklıktaki cepheye doğru yol alıyorlar, kağnılar Sümerler zamanındaki gibi gıcırtılı sesler çıkararak ilerliyordu. Kadınların çoğu, bebeklerini sırtlarına bağlamışlar. Top mermilerini ve cephane sandıklarını kağnılara yüklüyorlar. Omuzlarına birer mermi yükleyerek taşıyorlar, çoğu zaman çocuklarının yağmurda kalmasını göze alarak, çocuklarının örtülerini yağmurdan korumak için top mermilerinin üzerine dikkatle örtüyorlardı. Kağnılar kırılıp yolda kalınca içindekileri sırtlarına yükleyip kilometrelerce taşıyorlardı. Evlerinde kalan kadınlar ise, hayvanlara, araçlara Hükümetçe el konulmuş olmasına aldırış etmeden tohum ekiyor, çapa yapıyor, ekip biçiyor ve savaşan orduya yiyecek yetiştirmeye çalışıyordu.” (Alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 247)

Yalnızca cephane taşıma içinde değil, cephede tetik çekerek savaşa katılan kadınlar da vardır. “Yörük Ali’nin adı her tarafta dolaştı. Başına daha çok kızanlar toplandı. Bunlar arasında birçok kadın vardı. Hepsi silahlı idi. Bunlar içindeki Emire Ayşe yaman bir çeteci idi. Çok cesur bir nişancı idi.” (Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 275) İki oğlunu Kurtuluş Savaşı’nda şehit vermiş Emire Ayşe, Büyük Taarruz’dan sonra binbaşı rütbesine kadar yükselmiştir.

Kurtuluş Savaşı’na gönüllü hemşire olarak katılan Halide Edip sırasıyla onbaşı, çavuş ve başçavuş rütbelerini almıştır.

Bir subayın eşi olan Erzurumlu Kara Fatma, kocasının ölümünden sonra kendisi savaşa katılmış, müfreze komutanı olarak 1. ve 2. İnönü savaşlarında birliğinin başında yer alıp üsteğmenliğe kadar yükselmiştir. Kendisine bağlanan üsteğmenlik maaşını da Kızılay’a bağışlayan bu kahraman kadın yoksulluk içindeyken 1955 yılında kendisine yeniden maaş bağlanır ve bir yıl sonra 1956 tarihinde de ölür. Kurtuluş Savaşı kahramanları arasında savaşta vurularak ölen Halil Efe’nin eşi Gördesli Makbule’nin adını anmadan geçmek olmayacaktır. Tarsuslu Kara Fatma diye de bilinen Adile Hala da sekiz kişilik çetesiyle Afyon savaşlarına katılmıştır.

22 Mayıs 1922 tarihli İstanbul mitingi konuşmacılarından olan üniversite öğrencisi Saime de hakkında tutuklama kararış çıkınca Ankara’ya geçmiş, cephe gerisinde haber alma işlerinde çalışmış ve İzmit’te yaralanmıştır.

Pembe eteklikleriyle, parlak çiçekli şalvarlarıyla yabancı yazarların gözüne girebilmeyi başarabilmiş bu kadınlar, ne yazık ki seksen yıl sonra dahi kendi ülkelerinin geleneğini “çarşaf ve gönüllü kabullenilmiş erkek egemen din baskısı olarak” gören liberal geçinen aydınları tarafından bilinemeyecekler; çünkü onlar, kendi ülke gerçekliklerini Ettienne Copeaux, Eric Jan Zürker gibi Şarkiyatçı Batılılardan öğrenmeyi yeğleyeceklerdir (Bakınız, Anadolu Rönesansı adlı kitabımda medeni kanun vb üzerine açtığımız tartışmalar.)

Cumhuriyet’le birlikte Anadolu’ya geçmiş çoğunluğu asker olan aydın Türk erkeğinin karşısına çıkmış kırsal alandaki kadının kültür ve edebiyattaki yeri de hızla farklılaşmaya başlayacaktır.

Kadının toplumsal yapı içinde yer alma mücadelesinde Nezihe Muhiddin’in çok önemli bir yeri olduğu yadsınamaz.16 Haziran 1923 tarihinde Kadınlar Halk Fırkası kuruluşu için başvurur Nezihe Muhiddin. Bu başvurusu, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın henüz adının konmamış olduğu bir erken zamana aittir ve kadınlar seçme ve seçme haklarına sahip olmadıklarından başvurusu geri çevrilince, Nezihe Muhiddin Türk Kadınlar Birliği’ni kurar. O dönem çalışmaları nedeniyle içinde bulunduğu aydın çevre tarafından neredeyse linçe uğratılan Nezihe Muhiddin 1925-1927 yılları arasında Türk Kadın Yolu adlı dergide mücadelesini sürdürmeye devam etmiş, ne yazık ki, yine belli çevreler tarafından kurulan bir komplo ile dergi ve örgütlenme çalışmalarından da uzaklaştırılmıştır…

Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar yasalar karşısında neredeyse yok sayılmış Türk kadınına 20 Mart 1930'da belediye seçimlerinde seçme hakkı verildi. 1933'te, Köy Kanunu'nda yapılan değişiklikle, köy heyetine seçilme olanağı da sağlandı. 5 Aralık 1934 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazanan kadınlara mecliste 18 sandalye ayrılmıştı.

Cumhuriyet dönemi romanında, kadın da etkin bir özne olmak doğrultusunda adımlar atmaya başlar. Kurtuluş savaşı roman ve hikâyelerinin karakterleri arasında kahramanlık gösteren kadınlar, kadın öğretmenler yer alır. Yine de kadın ikincil cins olma, erkek bakış açısıyla anlatılma özelliğinden kurtulamamıştır. Yüzlerce yıllık Osmanlı yozlaşmasının toplumsal yaşamda geri plana ittiği, ikincil cins olarak gördüğü kadının edebiyattaki başkaldırış diyebileceğimiz, hak ettiği eşit cins yerine dönüşünü sağlayan asıl büyük değişim ise ‘Köy Enstitüleri’nin kurulması, bu okullardan çıkan halk kültürünün derin dip dalgaları içinde yetişmiş yazarların ülkede bir yenidendoğuş hamlesi gibi ortaya çıkması ile gerçekleşebilmiştir.

5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü ve Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Verilmesi Günü olarak kutlarken Halide Edip’ten Nezihe Muhiddin’e kadın hakları için mücadele eden kadınlarımızı da saygı ve minnetle anıyoruz…

Geleceğin aydınlık, onurlu ve mutlu Türkiyesi kadınlarımızın vereceği mücadele ile kurulacaktır…

Selam olsun en az yarımız olan kadınlarımıza…

5 Aralık 2022, Alper Akçam

* * * * * * * * *

KAYNAK: “Alper Akçam” FACEBOOK SAYFASI

* * * * ** * * * *

15 Ekim 2022 Cumartesi

Oğuz Türkmen Boyları / Sinan Turhan


Oğuz Türkmen Boyları / Sinan Turhan

Yazı biraz uzun, ama okuduktan sonra “Neden bize tarih derslerinde Osmanlı ve Selçuklu öncesini adam gibi öğretmiyorlar?” diyeceksiniz...

Bu arada Atatürk’e olan sevginiz, saygınız da ikiye katlanacak...
(Alıntıdır)


"Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda çıkan kemiklerin DNA analizleri şaşırtıcı gerçekleri ortaya koyuyor.

Herodot tarihi der ki;

M.Ö.625 yılında Zile yakınlarında Pers ordusu bir hile ile Saka/iskit ordusunu(Alper Tunga'yı) yenene kadar tüm Anadolu"ya Saka'lar hakimdi.

Saka'lar MÖ. 5. Yy.da Altından elbise yaparken, o tarihte ne Rus vardı, ne Alman ne de Fransız vardı.

Biraz daha geriye gidelim...

Sümerlere( yani orta asyali Kengerler)

Turukku'ya, "Türk" Turku krallığına gidelim...

Çünkü Anadolu medeniyetini kuranların eski Yunan Medeniyeti olduğu tezi bize yıllardır yutturulmustu ya.... biraz öfkeliyiz bu tarihi yalanlara karşı!

Iste, şimdilerde dünya çapında Arkeoloji Profösörleri topraktan çıkardıkları kemiklerin Dna'larıyla o yöredeki köylülerin DNA'larını karşılaşınca şok geciriyorlar.. çünkü Dna'ları yüzde 97 uyumlu.

Örneğin; antik Burdur -İsparta tarihi Aglasun kazılarından...

Burdur ve Isparta'da ki SAGALASSOS uygarlığı da Ön-Türk uygarlığı çıktı.

Belçika LEUVEN Katolik üniversitesi'nden Prof.Dr. Matc WAELKENS, Ağlasun kasabasında yaptığı kazılar esnasında ortaya çıkan kemiklerin DNA’sını köylülerle karsılaştırınca şok oldu.

Toprak altından çıkan 6-8 bin yıl öncesinin kemikleriyle çalıştırdığı işçi-köylülerin dna'sı yüzde 97 aynı çıktı) yani onlar da Ön-Türklerin bir kolu olan SAGALASSOS çıktı.

Frigya'si da boyle Yazilitaşı da böyle,

Urartu'su da böyle Hitit' i de boyle...

Eskiden Batılı Arkeolog"lar buluntuları çalıp çırpıp ülkelerine kaçırıp, Anadolu tarihini uyduruk Helen diye bize kakalasalar da bizimkiler de aksini ispat etmeyi başarıyor hele şükür...

buna bir örnek de Assos;

Assos"u kuranlar da Ön-Türklerin bir kolu Lelegler ve Pelasglar çıktı....

Ey Atatürk sen ne büyuk adam çıkıyorsun her geçen gün böyle...

Teee Alacahöyük kazılarını yaptırdığında bunları söylemiştin, sana inanmayanlar utansın!

Kemalist tarih tezi diye küçümseyip kenara atılan "Türk Tarih Tezinin Ana Hatları" kitabını okullardan kaldırtanlar utansın!...

Anadolu uygarlığını eski Yunan'ın kurduğu tezi bize yutturuldu demiştik!

Oysa Helenlerin bile 3/4'ü Ön-Türk çıktı.

Ön-Türk Pelasglar ile Kuzey Batı Avrupa topluluğu olan Dorların karışımından oluşmuş Helenler.

Daha sonra da bu karışıma diğer Ön-Türk halkları Traklar ve Mekadonlar eklenmişti.

Sırada ne var?

Tabi ki Göbeklitepe Ön-Türk uygarlığıyla, Turukku krallığı ve yine Urumiye deki Urmu teorisini de ögreteceğiz halkımıza...

S.N Kramer ile Prof. Osman Turan hoca,

Sümerce'deki 950 kelimenin kokeni Türkçedir dedi veeee batıda ki diyaspora tarihcileri sus pus oldular....

Ahh bu kelimeler Türkçe degilde, örnegin; Yunanca yada Ermenice çıksaydıııı....

o zaman dünyayı ayağa kaldırırlardı...

Anladınız sebebini de değil mi?...

Sonuç: Bugün Hun/Macarlardan,

Almanlara, İtalyanlardan(Etruksler=Ön-Türklerin bir kolu), İspanyol'a, hatta İngiliz ve İskoclara kadar neredeyse tüm batı tarihini Sakalara /Iskitlere bağlama telaşında....

Hemen hepsi köklerini Azerbaycan'in Gobulistanına, Albania'sina, Gabanasına ve daha kuzeyine bağlamaya basladı...

çünkü biraz geri gidince tarihleri kökleri olmadığını öğrendiler.

Antik Yunan tanrılarının bile Mısırdan çalıntı olduğunu öğrendiler.(bunu ilk kez Herodot da demişti ama her ne hikmetse unutmuslardı...)

Batı artık "Kara Atena" yı yazdı...

tarihi ile yüzlesip köklerini Türklere bağlıyor....

Bu aslında iyi bir şeydir,

ticari açıdan da tarihi bir firsat olabilir. İs bilenin demiş atalarımiz...

Artık Turklüğümüzle Atatürk gibi gurur duyabileceğiz, tabi Atalar kültüne inanan bizim gibi köklü hissiyati olanlar duyacak... "

Semra Göktürk (Alıntıdır)


* * * * * * * *

KAYNAK: Sinan Turhan / Oğuz Türkmen Boyları

PAYLAŞIM: Yakut Anka / KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI

* * * * * * * *

15 Mayıs 2022 Pazar

Selam olsun Çallı dostlara ve Çal dostlarına / Atila Girgin







Selam olsun Çallı dostlara ve Çal dostlarına. 
Çal görselleri eşliğinde, Değerli halk türküleri sanatçısı Sümer EZGÜ'nün beste ve güftesiyle ve harika sesiyle " ANADOLU'DAN GELDİK" türküsü eşliğinde, Türkmen Yurdu güzel memleket Çal için düzenlenmiş videoyu izlemeye davetlisiniz. 
Sizlere bir tık uzaklıktayız. Dostluk ve esenlik dileklerimizle.

29 Ocak 2022 Cumartesi

Yargıtay Onursal Daire Başkanlarından Necip Selim DEDA'yı sonsuzluğa uğurladık / Atila Girgin

Yargıtay Onursal Daire Başkanlarından
Selim Necip DEDA



1919 yılındaki emperyalist işgale direnişin kahramanlarından ve Çal Heyeti milliye başkanlarından Necip bey, nam - ı diğer fabrikacı Necip evladı Yargıtay Onursal Daire Başkanlarından Selim Necip DEDA' yı sonsuzluğa uğurladık.
Toprağın bol olsun güzel insan. Dost gönüllerde herdaim yaşıyorsun ve de yaşamaya devam edeceksin.


16 Ekim 2021 Cumartesi

“T.B.M.M.” TUTANAKLARINDADA MÜFTÜ İZZET EFENDİ VE NECİP BEY NAM – DİĞER FABRİKACI NECİP / Atila Girgin


İSTİKLAL MADALYASIYLA TALTİF EDİLEN MİLLİ MÜCADELENİN ÇAL'LI KAHRAMANLARINA AİT “T.B.M.M.” MECLİS KARARINA İLİŞKİN TUTANAKLARDA MÜFTÜ İZZET EFENDİ VE NECİP BEY NAM – DİĞER FABRİKACI NECİP:

Bölgemiz Kuvvayı Milliyecilerinden yurtsever önderlerimize TBMM tarafından madalya ve kırmızı ve beyaz şerit verilmesine yönelik meclis kararlarına ait tutanaklar ilişikte sunulmuştur. İyiki vardılar, varlıklarını bu yurt topraklarına ve halkımıza adamış bu büyük insanları rahmet ve şükranla anıyoruz. Işıklar içerisinde yatsınlar. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

“Millî Mücahede esnasında muhtelif cephelerde

veya dahilî isyanların itfasında bilfiil mesai ibraz etmelerine mebni ceman dört yüz altmışdört zatın İstiklâl Madalyasıyle taltifleri hakkında. (3/523, 3/533, 3/538, 3/544, 3/545, 3/546, 3/547, 3/548, 3/549, 3/564) numaralı Başvekâletten gelen on kıta tezkere ve Müdafaai Milliye Encümeni mazbatası”
***************************
T. B. M. M.
ZABIT CERİDESİ
Elli Altıncı İçtima
15 Şubat 1926 Pazartesi
MÜNDERECAT
Sayfa 191
1. — ZABTI SABIK HÜLÂSASI 191
2. — SUALLER
1. — Denizli Mebusu Mashar Müfit Beyin;
Mübadele mesailinin bugünkü safhasına karşı
ne gibi tedabir ittihaz edildiğine dair Hariciye
Vekâletinden şifahî sual takriri. 191
3.
— EVRAKI VARİDE 191
Lâyihalar 191
1. — İstanbul esham, tahvilât, kambiyo ve
nukut borsası muamelâtına dair kanun lâyihası.
(1/857) 191
Teklifler
191
1. — Artvin Mebusu Hilmi Beyin; Askerî
Tekaüt ve İstifa Kanununa bazı mevad tezyili
hakkında teklifi kanunisi. (2/541) 191
Mazbatalar
19 \
1. — On bir zata verilen beyaz kurdeleli İstiklâl
Madalyaları şeridinin kırmızıya tahvili
hakkında (3/535), (3/536), (3/539) numaralı üç
kıta Başvekâlet tezkeresi ve Müdafaai Milliye
Encümeni mazbatası. 191:192
2. — Millî Mücalede esnasmda muhtelif cephelerde
veya dahilî isyanların itfasında bilfiil
mesai ibraz etmelerine mebni ceman dört yüz
altmış dört zatin istiklâl Madalyasıyle taltifleri
hakkında (3/523), (5/533), (3/538), (3/544),
(3/545), (3/546), (3/547), (3/548), (3/549), (3/564),
numaralı Başvekâletten gelen on kıta tezkere
ve Müdafaai Milliye Encümeni mazbatası. 192:201
Tezkereler
201
1. — Millî Mücadele esnasında bilfiil mesai
ibraz etmelerine mebni üç zatin İstiklâl Madalyasıyle
taltifleri hakkında Başvekâletten gelen
üç kıta tezkere (3/578), (3/579), (3/580), 201
2. Millî İdarenin teessüsünden beri Büyük
Millet Meclisi ve icra Vekilleri Riyasetleri Kalemi
mahsusunda ifayı hüsnü hizmetle maksadı
ulvinin husulü için cephe gerisinde azamî mesai
ibraz etmelerine mebni yirmi beş zatin istiklâl
Madalyasıyle taltifleri hakkında Başvekâlet
tezkeresi. (3/581) 201
3. — Divanı Riyaset tazminatı hakkında
Büyük Millet Meclisi Riyaseti tezkeresi. (3/577) 201
4. — Ciheti askeriyeden bir makama gönderilecek
zabıtana aie harcirahı ve vekâlette bulundukları
müddetçe ikamet yevmiyesi ita edilip
edilmeyeceği meselesinin mahalli içtihat ve
muhtacı tefsir görüldüğü hakkında Divanı Muhasebat
Riyaseti tezkeresi. (3/582) 201
...........................
2. — Millî Mücahede esnasında muhtelif cephelerde
veya dahilî isyanların itfasında bilfiil mesai ibraz
etmelerine mebni ceman dört yüz altmışdört zatın
İstiklâl Madalyasıyle taltifleri hakkında. (3/523,
3/533, 3/538, 3/544, 3/545, 3/546, 3/547, 3/548,
3/5 49, 3/564) numaralı Başvekâletten gelen on kıta tezkere ve Müdafaai Milliye Encümeni mazbatası.
REİS — Okunacaktır :
Riyaseti 'Celileye
Teklif edilen İstiklâl Madalyaları inha evrakını
tetkik ettik. Encümene inha edilen 458 zattır. 184'üne
kırmızı ve 231'iine beyaz kurdeleli madalya itasına ve 43 zata ait inhanın da reddine karar verildi.
Müdafaai Milliye Encümeni Reisi namına Mazbata Muharriri
Karahisarsanip Rize
Musa Kâzım Ekrem
Kâtip Aza
Kocaeli Siverek
İbrahim Kadri
Aza Aza
Bolu Bozok
Cevad Abbas Salih
Aza
Malatya
...........................
— 194 —
t : 56 15 . 2 . 1926 C : 1
Denizli sabık Muhasebecisi ye lâftık Kocaeli Defterdarı
Süleyman bey mahdumu Muzaffer bey ((Beyaz
kurdeleli)
'Esbak Denizli ve lâhik Cebelibereket Tahrirat
Müdürü Fuat bey (Beyaz kurdeleli)
Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi efendi (Beyaz kurdeleli)
Sabık Denizli Polis Komiseri met hum Hamdı bey
namına oğlu Cengiz bey (Kırmızı kurdeleli)
Denizli Jandarma Bölük Kumandanı Yüzbaşı Cafer
efendi (Beyaz kurdeleli)
Deniz Muhasebei Hususiye Tahsildarı Mehmet
efendi (Beyaz kurdeleli)
Denizli'den berber Mehmet Salih efendi (Beyaz
kurdeleli)
Denizli Nak'fbüleşraf Kaymakamı Ziyaettin efen
di (Beyaz kurdeleli)
Denizli Müftü zade Kâzım efendi (Beyaz kurdeleli)
Denizli Osman zade Emin efendi (Beyaz kurdeleli)
Denizli Dalamanh zade merhum Mehmet bey na
mına veresesine (Beyaz kurdeleli)
Denizli Helvacı zade Mehmet efendi (Beyaz kurdeleli)
Çal kazası eşrafından Necip bey (Beyaz kurdeleli)
Çal Müftüsü İzzet efendi (Beyaz kurdeleli)
Sarayköyü Müftüsü Ahmet Şükrü efendi {Beyaz
kurdeleli)
Saraköy Emin Aslan bey (Beyaz kurdelen')
Sarayköy Rıza 'bey oğlu Hulusi bey (Beyaz kurdeleli)
Sarayköy Tavash zade Ömer hey (Beyaz kurdeleli)
Tavas kazası Muhasebei Hususiye Kâtibi Mehmet
efendi (Beyaz kurdeleli)
...........................
î : 56 15 . 2 . 1926 C : 1
Sarayköy kazası Malmüdürü Hüseyin Avni efendi
(Beyaz kurdeleli)
Sarayköy kazası tahsildarlarından Şefik efendi
(Kırmızı kurdeleli)
Sarayköy kazasının Balâ mahallesinden marangoz
Lütfi usta (Kırmızı kurdeleli)
Sarayköy kazasının Aşağı mahallesinden Kâtipzade tahsildar Yusuf efendi (Kırmızı kurdeleli)

5 Mayıs 2020 Salı

KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇAL VE MÜFTÜ AHMET İZZET EFENDİ




KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇAL VE MÜFTÜ AHMET İZZET EFENDİ (ÇALGÜNER)

Osmanlı Devleti 1914-1918 arası devam eden I. Dünya Savaşında İttifak Grubunda yer almıştır. Savaşı İttifak Grubu kaybedince Osmanlı Devleti de 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayarak savaştan çekilmiştir. İtilaf Devletleri Mondros’tan sonra, gizli anlaşmalarla daha önceden aralarında paylaştıkları Anadolu’yu, antlaşmanın 7. maddesine dayanarak işgal etmeye başlamışlardır.

Yapılan işgallere karşı   Anadolu’da Kuvay-ı Milliye hareketi ortaya çıkmış, bölgesel direniş örgütleri oluşturulmaya başlanmıştır.

Çal’daki direniş hareketleri 1911’den beri Çal Müftülüğü görevini yürüten Ahmet İzzet Efendi’nin liderliğinde gerçekleşmiştir.

18 Ocak 1919 tarihinde toplanan Paris Barış Konferansında İzmir ve Ege Bölgesinin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi kararlaştırılmıştı. Bunun üzerine 17-19 Mart 1919 tarihleri arasında, İzmir’de, Müdafa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Kongresi toplanmış, bu kongreye Müftü Ahmet İzzet Efendi ile Belevi’li Yusuf Ağa ( Başkaya ) Denizli temsilcisi olarak katılmışlardır. Kongre dönüşü Ahmet İzzet Efendi Çarşı Camiinde söylediği vaazlarda yaklaşan tehlikenin büyüklüğü ve vehameti konusunda halkı aydınlatmıştır.

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi tüm yurtta olduğu gibi Çal’da da büyük bir üzüntü ve infiale sebep olmuş, 17 Mayıs 1919’da işgali protesto etmek için Çal’da bir miting düzenlenmiştir. Müftü Ahmet İzzet Efendi burada halkı coşturan bir konuşma yapmıştır.

Denizli’de Müftü Ahmet Hulusi Efendi ile görüşen Müftü Efendi, sırasıyla Mutasarrıf Faik Bey (Öztrak) ve Kalem Reisi Tevfik Bey’le de görüşüp onların desteğini aldıktan sonra Çal’a döner. Çal’ın ileri gelenleri ile yaptığı toplantıda bir ahitname yazıp orada bulunanlara imzalatır. Bu ahitname şöyledir:

 “AŞAĞIDA İSİMLERİ YAZILI OLAN BİZLER, CÜMLEMİZ, VATANIMIZI VE NAMUSUMUZU KORUMAK İÇİN SİZE KATILMAYA SÖZ VERİYORUZ. BUNA DAİR HANGİ HUSUSTA EMİR VERİLİRSE YERİNE GETİRMEYE AMADEYİZ. EĞER MUHALEFET OLUNURSA, KENDİMİZİ VE KATLİMİZİ HELAL EDERİZ. 15 TEMMUZ 1919”

Heyet-i Milliye Azaları: Necip Bey, Emin Efendi, Şakir Ağa, Şakir Efendi, Karayazılı Abdullah Efendi, Ağazade Ahmet, Necip Efendi, Alanyalı İzzet Efendi, Arap Mehmetzade , Hacı Ahmet Efendi, Ahmetzade Osman Efendi, Hacı Mustafazade Tevfik Efendi, Hacı Mehmet Ağazade Zekeriya Efendi, Abdurrahmanzade Sadık Efendi, Ahmet Ağazade Derviş Efendi, Zeybekzade Ali Ağa, İbrahim Çavuş, Ahmet Çavuşzade Hüseyin, Bekir Ağaoğulları  Mustafa ve Rıza Efendiler.

REİS
MÜFTÜ AHMET İZZET EFENDİ
      
Bu şekilde, 15 Temmuz 1919’da  kurulan Çal Heyet-i Milliyesi hemen çalışmalara başlamıştır 
      
Yunan birlikleri Anadolu içlerine doğru ilerlemeye devam ederken, Batı Anadolu’da yeni cepheler kurulmaya devam etmiştir. Çal Heyet-i Milliyesi de Medele, Üçkuyu, Bekilli, Ortaköy, Süller, Çal ve Baklan bölgelerinde Yunan saldırılarına karşı gerekli tedbirleri almıştır. Oluşturulan diğer cephelere gönüllüler gönderilmiş, Çal ve çevresinde yollar kontrol altına alınarak cepheden dönen veya kaçan askerlerin Kuvay-ı Milliye’ye katılmaları sağlanmış, Halk sürekli aydınlatılarak milli birlik ve beraberlik sağlanmaya çalışılmıştır.

Aydın-Umurlu Cephesinin Yunanlılar tarafından işgal edildiğinin duyulması üzerine Çal Heyet-i Milliyesi daha aktif olma gereği duyar. Müftü Efendi hatıralarında bu olayı şöyle anlatır:

Umurlu’nun yakılmasından bir gün sonra, Köşk’te, 150 kişi ile, cephede görev aldık. Bu sayıyı bir süre sonra 300 kişiye çıkararak bu cephede mücadeleye başladık .”

Bu faaliyetler boşa gitmedi. Eşraf nüfuzunu istimal etti. Her türlü fedakarlık gösterildi. Asker ve zaruri malzemeler gönderildi. Böylece cephelerimiz sağlamlaştı. Bilahare cepheyi yavaş yavaş geri alıp Çal’da Ortaköy ile Medele’de Aydın Efeleri ile cephe tuttuk. Demirci Mehmet Efe ile Çal’lı Necip Bey’in istişare ederek benim Çal merkezde bulunmamın daha yararlı olacağı sonucuna varmaları üzerine ben Çal’a döndüm. O sırada Çal’da tebdil-i havada bulunan, Çallı 14.Fırka Kumandanı Etem Bey’den (Karabudak), bu hizmette çalışmasını rica ettim. Etem Bey teklifimi kabul edince tevellüt itibariyle bütün Çal efradını askere davet ettim. Bir kısmını da Etem Bey’e teslim ettim. Harbin sonuna kadar Çal efradı, Milli Mücadele’ye iştirak etti. Özellikle ahitnamede ismi geçen Necip Bey merkezde ve köylerde son derece yararlı işler gördü. Velhasıl bu ahitname münderecatı gerek merkez de, gerek cephede bulunan efradımızı mücadelenin sonuna kadar uğraştırdı. Bu durumu Ali İhsan Paşa (Sabis) ve zaman zaman Çal’a gelen Fahrettin Paşa (Altay) ile Refet Paşa (Bele) görüp takdir etmişlerdir.”

4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi’ne Denizli temsilcisi olarak, Çal’ın Belevi Köyünden Yusuf Bey katılmıştır. Yusuf Bey bu kongrede oluşturulan ve TBMM açılıncaya kadar
Hükümet görevini yürüten 16 kişilik Temsil Heyeti’ne de girmiş, Mustafa Kemal’in en yakın adamlarından birisi olmuştur. Mustafa Kemal, Kongre günlerinde, Denizli heyetini kabul etmiş ve bu kabuldeki konuşmasında:

İSTANBUL’DA, ŞURADA BURADA MİTİNGLER YAPILDI. YUNAN İŞGALİ PROTESTO EDİLDİ. FAKAT SİZİN AYDIN CEPHESİNDE PATLATTIĞINIZ SİLAHLARIN SESLERİ VERSAİLLES SARAYINI ÇINLATTI SİZİ TEBRİK EDERİM .” demiştir.

Sivas Kongresinde Denizli, Çal, Tavas ve Sarayköy Kuvay-ı Milliye teşkilatları, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında toplandılar.

12 Ocak 1920 tarihinde toplanan ve Misak-ı Milli’yi kabul eden Osmanlı Mebuslar Meclisi’ne Denizli temsilcisi olarak Çal’dan Ortaköylü Müftüzade Emin Efendi katılmıştır.

Bu arada, İstanbul Hükümetinin, Anadolu’da başlayan direniş hareketlerini engellemek için Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’den, Mustafa Kemal’i, arkadaşlarını ve Anadolu hareketine destek verenleri kafir ilan eden, fetvayı alması üzerine, TBMM, Ankara Müftüsü Rifat Efendi’ den, İstanbul hükümetini kafir ilan eden bir fetva almış, bu fetvaya Ahmet İzzet Efendi de Çal Müftüsü unvanıyla imza koymuştur.

Çal Heyet-i Milliye’si bir taraftan cephede mücadele edecek kuvvetler oluştururken, bir taraftan da hem bu kuvvetlerin hem de cephede bulunan diğer kuvvetlerin her türlü ihtiyacını karşılamak için çalışmalar yapmıştır.

Milli Mücadele’nin başlangıcından Ağustos 1920 başına kadar, Çal Heyet-i Milliyesi’nce milli kuvvetlere 100.000 Liraya yakın para yardımı yapıldı. Yine 1920 Temmuz ayı içinde, Çal’dan cepheye 264 silah, 31.000 cephane sevk edilmiştir. Çal Kazasının bu fedakarlıkları, Denizli Mutasarrıfı Nazmi Bey tarafından Dahiliye Vekaleti’ne bildirilmiştir.   

5 Temmuz 1920 tarihinde Çal sınırları içine giren Yunan kuvvetleri Menderes Nehrinin kuzeyindeki köyleri işgale başlarlar. Çal sınırları içinde Yunanlılarla ilk sıcak temas Üçkuyu tepelerinde olur. Fakat ikmal yetersizliği ve asker azlığı nedeniyle Türk birlikleri geri çekilmek zorunda kalır. İşgallere devam eden Yunan kuvvetleri Bekilli – Süller – Aşağıseyit hattını ele geçirmişler ve buralardaki halka işkence etmişlerdir. 

Bölgede Yunanlılara karşı en hassas yerler Çal ve çevresidir. Bilhassa Menderes nehri üzerindeki köprüler büyük önem taşımaktadır. Başka bir deyişle Çal, Denizli’nin yumuşak karnı durumundadır. Buraları koruma görevi de Çal Kuvay-ı Milliyesi’ne aitti. Çal Kuvay-ı Milliyesi, Menderes üzerindeki bütün köprüleri tahrip etmiştir. 

26 Ağustos tarihinde başlayan Büyük Taarruz’da 14. ve 34. Alay Çal’dan taarruza geçmiş ve bölgeyi Yunanlılardan temizlemişlerdir.

Kurtuluş Savaşında resmi kayıtlara göre 279 Çallı Mehmetçik şehit düşmüştür. 15 Temmuz 1919’da kurulan Çal Heyet-i Milliye’si yaklaşık dört yıllık hizmeti süresince, Denizli sancağı içerisinde en büyük takdire layık cemiyet olmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında TBMM’ye ve Dahiliye Vekaletine bu heyetin fedakar çalışmaları hakkında raporlar yazılmıştır.
   
   Müftü Ahmet İzzet Efendi’ye Verilen İki İstiklal Madalyası:

Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi’ye Kurtuluş Savaşından sonra iki İstiklâl Madalyası verilmiştir. Bu olay Milli Mücadele tarihinde ilk ve tek kalmış bir olaydır. 3354 sayılı beratla “Çal Kazası Müdafa-i Hukuk Heyetinden Müftü İzzet Efendi”, 3365 sayılı beratla “Denizli-Çal Müftüsü İzzet Efendi” olarak İki madalya düzenlenmiş ve verilmiştir.

İki beratta da Türkiye Cumhuriyeti Riyaset mührü ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın imzası vardır. ( 17 Mart 1926)   Bu durum bir yıl sonra anlaşılmış, ancak Milli Mücadele yıllarında bölgede görev yapmış olan, zamanın Müdafa-i Milliye Vekili Kazım Paşa (Özalp), o buhran günlerinde yakından tanıdığı Müftü Efendinin, Milli Mücadeledeki yararlı çalışmalarını çok iyi bilmenin huzuru içinde iki madalyayı da Müftü Efendi’nin göğsünde bıraktırmıştır.
* * * * * * * * * * * *
KAYNAK:
ÇAL KAYMAKAMLIĞI WEB SAYFASI: TARİHÇE