18 Şubat 2024 Pazar

Denizli Çal Kuvvayı Milliyesi Başkanlarından NECİP BEY, nam – ı diğer Fabrikacı Necip / Atila Girgin

 

DENİZLİ ÇAL HEYETİ MİLLİYESİ BAŞKANLARINDAN NECİP BEY: NECİP BEY, NAM-I DIĞER FABRIKACI NECİP ; ÇALLI KUVVACILARDAN, ÇAL HEYET-İ MILLIYESİ BAŞKANLARINDAN, 1919' DA BAŞLATILAN EMPERYALİST İŞGALE DİRENİŞİN YÖRESEL ÖNDERLERİNDEN BİR YURTSEVERDİ. BU VİDEO'DA BAŞTA NECİP BEY MERKEZLİ OLMAK ÜZERE, YÖREYE VE DÖNEME İLİŞKİN BAZI GÖRSELLER VE BİLGİLER SİZ SEVGİLİ DOSTLARLA PAYLAŞILMAKTADIR. SİZLERE, O MÜCADELE GÜNLERİNDEN BİRAZDA OLSA ESİNTİLER SUNMAK İSTEDİK. EĞER İLGİNİZİ ÇEKECEKSE SİZLERE BİR TIK UZAKLIKTAYIZ. HAYDİ İYİ İZLEMELER. DOST KALIN, DOSTLUKLA KALIN. DOSTLUK VE ESENLIK DILEKLERIMLE.

8 Ocak 2024 Pazartesi

Çal Müftüsü Ahmet İzzet Çalgüner; Milli Mücadele günlerinin efsane müftülerinden / Atila Girgin

Denizli Çal ilçesinde 15 Mayıs 1919 tarihinde; Milli Mücadelenin ilk ateşini ( Çarşı Camii önündeki mitingle ) yakan ilk Kuvva -ı Milliyecilerden Müftü Ahmet İzzet Çalgüner'i rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.

İyi ki vardılar da bu eşsiz yurt topraklarının bize vatan olmasını sağladılar. 

Yaşam mücadeleri ve anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.



7 Aralık 2023 Perşembe

EFEM: Eğilmez başın gibi gökler bulutlu efem, AHMET ADNAN SAYGUN SENFONİ...


EFEM: Eğilmez başın gibi gökler bulutlu efem (şiir: Ömer bedrettin Uşaklı),
Değerli dostlar; bu videoyla sizlere, iZMİR AHMET ADNAN SAYGUN Sanat Merkezinde düzenlenen “Ahmet Adnan Saygun senfoni orkestrası(Şef: Tolga Taviş, Solist: Selva Erdener ve İz.BB çok sesli çocuk korosunun katılımcıları olduğu” 100. Yılında Cumhuriyet Bayramı konseri (29 ekim 2023) etkinliğinden kesitler sunuyoruz. Yanıtınız evet ise, haydi iyi izlemeler.(İzmir / Türkiye). Dostluk dileklerimle. Dost kalın, dostlukla kalın... * * * * * * * * * * * * Atila Girginden bazı web Bağlantılrı: (Some web links from Atila Girgin) http://atilagirgin.weebly.com/ http://atilagirgin.blogspot.com/ http://atilagirgin-dostesintiler.weeb... http://girgin-dostesintiler.blogspot.... http://girgin-huseyin.blogspot.com/ http://tahsildaryusufefendi.blogspot.... https://www.instagram.com/visual_heri...
* * * * * * * * * * * * * *

9 Ağustos 2023 Çarşamba

SIĞACIK KALEİÇİ YAZ ETKİNLİKLERİ – 3 / TOLGA ÇANDAR – EFELİK VE EFELİK K...





SIĞACIK KALEİÇİ YAZ ETKİNLİKLERİ – 3 / TOLGA ÇANDAR – EFELİK VE EFELİK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

1 Mayıs 2023 Pazartesi

Yörük Ali Efe (1896–1951) / Derya GENÇ ACAR


Yörük Ali Efe (1896–1951) / Derya GENÇ ACAR

Kurtuluş Savaşı’nda Aydın yöresinde büyük yararlıklar göstermiş efelerdendir. 1895 yılında Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Kavaklı köyünde doğdu. Babası Sarıtekeli aşiretinden İbrahimoğlu Apti, annesi Yörüklerin Atmaca aşiretinden Fatma’dır. I. Dünya Savaşı yıllarında İzmir’de Depo Alayı’nda askerlik görevini yapan Yörük Ali, Ermeni bir takım subayının (Karabet Efendi) yoktan bir bahane ile tokat atması üzerine Kafkas Cephesi’ne sevk edilirken kaçarak köyüne gitti. Bir süre Aydın dağlarında dolaştıktan sonra Alanyalı Molla Ahmet Efe müfrezesine katıldı (1914). Yörük Ali Efe daha sonra çok samimi olduğu arkadaşı Kıllıoğlu Hüseyin ile de burada tanıştı. Kısa zamanda Molla Ahmet Efe’nin ve tüm kızanların güven ve sevgisini kazanarak grupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı Molla Ahmet’in Bozdoğan Kavaklıdere baskınında ölmesi üzerine müfrezenin başı olarak 1918 yılı ortalarına kadar bölge dağlarında dolaştı. Bu tarihte hükümetin himayesine sığınarak eşkıya takibi ile görevlendirildi. Çetenin dağılmasıyla birlikte Yörük Ali ile Kıllıoğlu Hüseyin bir müddet beraber gezdiler, daha sonra ayrılarak ayrı ayrı çeteler teşkil ettiler. Yörük Ali Efe 1918 sonlarında memleketi Sultanhisar’a geri döndü.

27 Mayıs 1919’da Aydın’ın işgali sonrası Menderes Nehri kuzey kısmı Yunanlıların kontrolü altına girince Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve Kozalaklı Mehmet Efe ile beraber Çine Yağcılar Köyü’nü karargâh haline getirdiler. İşgalin bütün Aydın Ovası’na yayıldığı bu dönemde 57. Tümen Komutanı Miralay Mehmet Şefik (Aker)’in öncülüğünde girişimler başlatıldı. Böylece subaylar ile efelerin ortak bir mücadele etrafında birleştirilebilmesi amacıyla önce Yağcılar Köyü’nde daha sonra Çine Askerlik Şubesi’nde birer görüşme gerçekleşti. Bu görüşmelerde Yörük Ali Efe ve onunla birlikte olan efelerin desteği istendi. Karşılık olarak da suçlarının affedileceği her birine rütbe ve madalya verileceği bildirildi. Yörük Ali Efe Çine Askerlik Şubesi’ndeki görüşmede Albay Şefik Bey’in konuşmasını dinledikten sonra istiklal mücadelesine destek olacaklarını şu sözlerle bildirdi: “…Bey amca, sen hiç merak etme. Allah’ın izni ile yarın Bismillah deyip işe başlayacağız. Bundan sonra işimiz Yunan ile uğraşmak olmalıdır. Milleti hep eşraf aldattı. Yoksa biz şimdiye kadar hiç durmazdık. Bize yalnız silah, cephane ve zabit ver. Nasıl emredersen senin sözünü tutacağız.”  Böylece Yörük Ali Efe ile Kıllıoğlu Hüseyin Efe çeteleriyle birlikte genç subaylar grubuna katılmış oldu. Aydın’da Kuva-yı Milliye’nin kurulmasını sağlayan bu harekette başlangıçta 17 kişi yer aldı, çeteye katılanların sayısı her geçen gün arttı. Çete içinde teğmen, çavuş gibi askerlerle birlikte sivil memur ve kendi kızanları yer alıyordu. Yörük Ali Efe bu dönemde çetesindeki zeybeklerden, yöre halkına ve askerler arasında saygı duyulan güvenilir bir kişi oldu.

Kuva-yı Milliye müfrezesinin ilk yaptığı baskın Büyük Menderes bölgesinde Yunan ordusunun elinde bulunan Malgaç Çayı üzerindeki demiryolu köprüsüdür. Sultanhisar’ın 1.5 km. doğusunda bulunan demiryolu köprüsü Malkoç (Malgaç) Köprüsü adıyla bilinmektedir. Yunan kuvvetleri, Nazilli’de bulundukları sürece personel ve ikmal nakliyatını demiryolu üzerinden yaptıkları için bu kritik köprüyü emniyete almak zorunda idiler. Yörük Ali Efe Çetesi 16/17 Haziran 1919’da Malgaç Çayı köprü baskınını altmış iki kişilik bir grupla gerçekleştirildi. Malgaç Baskın’ı sonucunda Malgaç Köprüsü ve demiryolu tahrip edildi. Baskın aynı zamanda Yunan karakolundaki tüm kuvvetlerin imha edilmesini,  çok sayıda silâh ve cephanenin ele geçirilmesini sağladı.

Yörük Ali Efe Malgaç Baskını’ndan sonra çetesiyle 20 Haziran 1919 Cuma günü Nazilli’ye girdi. Yunanlılar bu sırada sessizce Aydın’a doğru çekilmişlerdi. Nazilli’den sonra Yunanlılar tarafından 27 Mayıs 1919’da işgal edilen Aydın’ın, Millî Kuvvetler tarafından 30 Haziran 1919’da geri alınışında önemli rol oynadı. Bu harekât Kuva-yı Milliye’nin düzenli, kendisinden çok üstün ve modern bir orduya karşı ilk başarılı harekâtıdır. Kuva-yı Milliye güçlerinin eline geçen Aydın üç gün sonra, destek alan Yunan kuvvetleri tarafından tekrar işgal edildi (4 Temmuz 1919).  Milli Mücadele dönemi içinde Yunanlılara karşı daha etkin mücadele edebilmek amacıyla Menderes Ovası’nda biri Demirci Mehmet Efe’ye diğeri Yörük Ali Efe’ye mensup müfrezeler biner kişilik iki tabur haline getirildi. 57. Tümen Komutanı Miralay Şefik (Aker) Bey’in desteği ile oluşturulan bu birliklerden Demirci Mehmet Efe’ninki “Milli Menderes Alayı” adını alırken Yörük Ali Efe’nin kontrolünde bulunan alaya “Milli Aydın Alayı” adı verildi. Yörük Ali Efe, “Aydın Güney Bölgesi Komutanı” olarak karargâhını Umurlu’nun Çayyüzü Köyü’nde kurdu.

Batı Cephesi’nde düzenli ordu kuruluncaya kadar, bu bölgedeki çatışmalarda Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe ile beraber Yunanlıların ilerleyişine engel oldu. İki efe arasındaki işbirliği zaman zaman hâkimiyet mücadelesine de dönüşmüş özellikle Milli Mücadele’nin başlangıç aşamasında birtakım çekişmeler yaşanmıştır. Efeler arasındaki en büyük çatışma “Denizli Hadisesi” olarak tarihe geçen olaydır. Ankara’da da büyük çapta yansımaları olan bu olay, meclise yansımış Mustafa Kemal ile efeler arasında yazışmalar olmuştur. Mustafa Kemal yaşanan çatışmada tarafsız kalmış, bölgenin kontrol altına alınabilmesi için bir kumandan gönderileceğini bildirmiştir.

Yörük Ali Efe düzenli ordu birlikleri kurulduktan sonra da bölgede etkinliğini devam ettirdi. Özellikle asayişsizlik olaylarının çözümünde bölgedeki idari birimler ondan yardım istemişlerdi. Başında bulunduğu Milli Aydın Alayı ile Muğla, Çine, Nazilli ve Denizli Heyet-i Merkeziye’leriyle işbirliği içinde istiklal mücadelesini yürüttü. Çerkez Ethem’in Ankara Hükümeti’ni devirmek için kendisine ilettiği işbirliği tekliflerine itibar etmedi. Tam aksine bu teklifi getirenleri tevkif ederek Ankara İstiklal Mahkemesi’ne gönderdi ve idam ettirdi. Batı Cephesi’nde düzenli ordunun kurulmasıyla Yörük Ali Efe kuvvetleri de -37. Alay ismini alarak- 57. Tümen’e katıldı. Millî Mücadele dönemi ve Kurtuluş Savaşı’ndaki hizmetleri nedeniyle İstiklâl Madalyası ile ödüllendirildi. Yörük Ali Efe, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra bir süre İzmir’de yaşadı. Daha sonra Aydın iline bağlı Yenipazar bucağına yerleşerek burada çiftçilikle uğraştı. 1925 yılında İzmir’de geçirdiği atlı tramvay kazası sonucunda iki bacağı dizkapakları altından kesildi. Okuma yazmayı yirmi beş yaşında öğrenen Yörük Ali Efe, kalan yaşamında “okumayı” çok ayrıcalıklı bir yerde tuttu. 1934’de “Yörük” soyadını aldı. 1951 yılında öldü; vasiyeti üzerine Yenipazar’da toprağa verildi. Yörük Ali Efe, Güneybatı Ege’nin Milli Aydın alayı Komutanı olduğu kadar, Türkiye Cumhuriyeti ordusunda Albay rütbesiyle görev yapan ulusal kahramandır. Adına yakılmış türkülerle birlikte bugün, Aydın’da, Aydın Belediyesi’nce yaptırılan bir heykeli bulunmaktadır.

Derya GENÇ ACAR

KAYNAKÇA

AKKOYUN, Turan, Milli Mücadele’de Aydın Kuva-yı Milliyesi, Kümbet Yayınları, Afyonkarahisar, 2014.

ALPKAYA, Şükrü Oğuz, Yörük Ali Efe, Der: Atilla Oral, Demkar Yayınevi, İstanbul, 2009.

APAK, Rahmi, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, Güven Basımevi, İstanbul 1942.

AYDINEL,  Sıtkı, “Kuva-yı Milliye ve Yörük Ali Efe”, Milli Mücadele’de Aydın Sancağı ve Yörük Ali Efe, Ed: Günver Güneş, Mehmet Başaran, Aydın Belediye Başkanlığı Yay., Aydın, 2007, s. 95-106.

DEMİRAYAK, Sadettin, Kuva-yı Milliye’nin Aydın’da Doğuşu (Yörük Ali Efe ve Demirci Mehmet Efe’nin Faaliyetleri), Tuna Ofset Matbaası, Aydın 2007.

GÖKBEL, Asaf, Millî Mücadele’de Aydın, Coşkun Matbaası, Aydın 1964.

KANDEMİR, Feridun, “Efeler Diyarında, Yörük Ali Efe Hatıralarını Anlatıyor”, Tasvir-i Efkâr Gazetesi, 5, 8, 9 Mayıs1940.

SÜRGEVİL, Sabri, “Milli Mücadele ve Yörük Ali Efe”, Milli Mücadele’de Aydın Sancağı ve Yörük Ali Efe, Ed: Günver Güneş, Mehmet Başaran, Aydın Belediye Başkanlığı Yay., Aydın, 2007, s.137-145.

* * * * * * * * * * * * * 

KAYNAK: https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/yoruk-ali-efe-1896-1951/

* * * * * * * * * * * * *


16 Aralık 2022 Cuma

YEMEN ELLERİNE GİDEN BİR ASKER: SARAYKÖYLÜ BİR HEMŞEHRİMİZE ...

SARAYKÖYLÜ BİR HEMŞERİMİZE İLİŞKİN HÜZÜN DOLU BİR PAYLAŞIM / Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali

.......................................
Şahidi olduğum bir hadiseyi hüzünlü anmak isterim. 1928 yılında Adliye Vekili sıfatıyla Cumhuriyet Adliyesini teftiş ediyordum.

Denizli'de bir aralık hastaneyi ziyaret etmek istedim. Ziyaret ettim, hem hediyelerimi dağıtıyor, hem de hastaların hatırlarını soruyordum. Bir hasta ile aramda şöyle bir konuşma oldu.

“Hemşeri nasılsın?...”

Saçı sakalı karışmış, perişan bir hal gösteren hasta, dökük dişleri arasından bana birşeyler söyledi. Fakat ben bunları anlayamadım. Arapça mı, Farsça mı, Türkçe mi? Anlaşılmıyordu.

Hasta başını salladı ve sustu.

Doktorlardan öğrendim ki bu adamcağız Denizli' nin Sarayköy kazasından imiş. Henüz Yemen' den gelmiş. Sarayköyde akrabalarından kimseyi bulamamış. Kendi memleketinin havasıyla uyuşamamış ve hastalanarak, hastaneye düşmüş.

Hasta 50 yaşlarında vardı.

Aşağı yukarı Yemen' de 30 yıl kalmış...Orada unutulmuş. Cumhuriyet kurulunca İmam Yahya'nın yardımıyla memleketine dönebilmiş.

Fakat ne dönüş!...

Ana dili Türkçeyi unutacak hale gelmişve özmemleketin havasıyla uyuşamayarak hastanelere düşmüş.

Kim bilir bu gibi kardeşlerden daha nicelerinin haberlerini, ak saçlı ana ve babaları fersiz gözleriyle uzak yollara bakarak, hala beklemektedirler.....
* * * * * * * * *
KAYNAK: Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali III, sh. 116, Cumhuriyet Yayınları
* * * * * * * * *

7 Aralık 2022 Çarşamba

KADINLAR, BİZİM KADINLARIMIZ / Alper Akçam

 


KADINLAR, BİZİM KADINLARIMIZ / Alper Akçam…

5 Aralık tarihi, hem Dünya Kadın Hakları günü, hem 1934 yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği gün olarak kadınlarımızı onurla, gururla andığımız bir gün…

Emperyalizme karşı bir mazlum milletin, yeryüzünün ilk büyük ve şanlı direnişi Kurtuluş Savaşı’nı tamamlamasından sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gâzi Mustafa Kemal’in öncülüğünde yapılan demokratik değişimlerle, birçok Batı ülkesinden çok daha önce, 5 Aralık 1934 günü, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verildi ve 17 milletvekillik bir kontenjan ayrıldı…

Kuşkusuz, yalnızca kadın hakları konusunda değil, laik, parasız ve karma eğitim, bağımsız yargı, yasalar karşısında yurttaş eşitliği ve daha birçok konuda önemli değişimlere yol açmış Cumhuriyet Kültür Devrimi sürecinde kadınlarımızın yalnızca “bekleyen” edilgen bir özne olmadıklarını, dişle, tırnakla varlıklarını kanıtladıklarını, Kurtuluş Savaşı’nda da, sonrasında da, Kybele analara, Tanrıça Umaylara yakışan bir duruş ve mücadele sergilediklerini vurgulamakta da yarar olacaktır.

Kurtuluş Savaşı, Anadolu ve Urumeli kadınının tarih sahnesinde var oluşunu kanıtladığı bir şanlı direniş olarak da tarihe geçmiştir. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından ve sonrasının devrimci Maarif Vekili, genç yaşta aramızdan ayrılmış Mustafa Necati, savaş yıllarında Çankırı yöresinde rastladıkları bir kağnı kolunu şöyle anlatır:

Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarıyla karları çiğnediğini görünce içimden takdirle karışık bir merhamet sızladı; arkasına sardığı peştamalı içinde arasına hıçkıran bir çocuğun üzerine bile örtmeden yorganını niçin arabaya serdiğini sormak fikrini duydum (…)

Kar serpeliyor, millet malıdır nem kapmasın evladım!’ dedi ve yorganın uçlarını iyice serdi.” (Alıntılayan Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 12)

Bir kısmı İstanbul’dan gizlice kaçırılan, çoğunluğu ise Sovyetler’den deniz yoluyla önce Trabzon’a, arkasından İnebolu’ya gelen cephanenin Ankara’ya doğru sevk işini gerçekleştirenler neredeyse tamamen kadınlardır. Birden çok kaynakta yer alan, Kastamonu girişinde gece soğuktan donup kaskatı kalmış, sabahında ölüsü bulunmuş bir kadının kağnısından gelen ağlama sesiyle bulunan yaşamakta olan küçük bebek, (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s 234), Sakarya Savaşı sırasında yaralanıp Keskin hastanesine götürülen Albay Hulusi (Atak)’ın tanık olduğu bir doğum olayı Anadolu kadınının erkeğinden geri kalmayan mücadeleci ruhunu vurgulayan önemli olaylardır. “Cephane kollarında bulunan hamile bir kadın bir erkek çocuk doğurmuştu. Bu kadını hastaneye yatırmak üzere geriye çevirmek istediler. Fakat yorgunluk ve çektiği ıstıraplarla benzi solmuş olan hasta kadın: Cephedeki silah cephane bekliyor, oraya cephane yetiştirmeliyim. Geriye dönemem dedi.” (Alıntılayan Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 241)

Amerikalı kadın yazar Ann Biridge’nin Devrim Yolu adlı kitabı da İnebolu-Ankara yolunda silah ve cephane ulaşımını anlatır. “Daha şaşırtıcı olanı bu insanların dörtte üçünden fazlasının kadın oluşuydu. Pembe eteklikli bölgesel giysiler ve parlak çiçekli şalvarlar giyen kadınların bazıları sırtlarına sarılı yükle beraber, kucaklarında emzikli bebeklerini taşıyorlar, bazılarının arkasında ise kaygan çamurda kısa adımlarla yürüyen iki veya üç küçük çocuk bulunuyordu. (…) Henüz hiçbir heykeltıraşın taş üzerinde şekillendiremediği, ağır yük taşıyan kadınlar analarının yanında otlayan buzağılar gibi onların ardında yürüyen çocuklara ait heykelleşmiş görüntüler, karlar altında ve dondurucu soğukta yorgun argın yol alacaklardı.” (Alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 245)

Fransız Petit Parisien muhabiri Schliklen’in 3 Mayıs 1922 tarihli, beş gün sonra Kuvayı Milliye’ye düşmanca yazılarıyla tanınan Peyamı Sabah’ta yayımlanan gözlemleri de ilginçtir “(…)Sırf kadınlardan oluşan öyle kafilelere rastladım ki, doğrudan doğruya sırtlarında harp eden orduya mahsus obüs sandıkları, yiyecek taşıyorlardı. Bu halkı böyle harekete geçiren hiçbir kanuni mecburiyet değildir.” (Alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 246)

Tarihçi Lord Kinross’un anlattıklarını da anmakta yarar olabilir: “Şalvarlı, cepkenli ve yün dolaklı kadınlar kağnılarını dağlardan, tepelerden aşırarak, saatte beş kilometrelik bir hızla yüzlerce kilometre uzaklıktaki cepheye doğru yol alıyorlar, kağnılar Sümerler zamanındaki gibi gıcırtılı sesler çıkararak ilerliyordu. Kadınların çoğu, bebeklerini sırtlarına bağlamışlar. Top mermilerini ve cephane sandıklarını kağnılara yüklüyorlar. Omuzlarına birer mermi yükleyerek taşıyorlar, çoğu zaman çocuklarının yağmurda kalmasını göze alarak, çocuklarının örtülerini yağmurdan korumak için top mermilerinin üzerine dikkatle örtüyorlardı. Kağnılar kırılıp yolda kalınca içindekileri sırtlarına yükleyip kilometrelerce taşıyorlardı. Evlerinde kalan kadınlar ise, hayvanlara, araçlara Hükümetçe el konulmuş olmasına aldırış etmeden tohum ekiyor, çapa yapıyor, ekip biçiyor ve savaşan orduya yiyecek yetiştirmeye çalışıyordu.” (Alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 247)

Yalnızca cephane taşıma içinde değil, cephede tetik çekerek savaşa katılan kadınlar da vardır. “Yörük Ali’nin adı her tarafta dolaştı. Başına daha çok kızanlar toplandı. Bunlar arasında birçok kadın vardı. Hepsi silahlı idi. Bunlar içindeki Emire Ayşe yaman bir çeteci idi. Çok cesur bir nişancı idi.” (Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılayan, Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, s. 275) İki oğlunu Kurtuluş Savaşı’nda şehit vermiş Emire Ayşe, Büyük Taarruz’dan sonra binbaşı rütbesine kadar yükselmiştir.

Kurtuluş Savaşı’na gönüllü hemşire olarak katılan Halide Edip sırasıyla onbaşı, çavuş ve başçavuş rütbelerini almıştır.

Bir subayın eşi olan Erzurumlu Kara Fatma, kocasının ölümünden sonra kendisi savaşa katılmış, müfreze komutanı olarak 1. ve 2. İnönü savaşlarında birliğinin başında yer alıp üsteğmenliğe kadar yükselmiştir. Kendisine bağlanan üsteğmenlik maaşını da Kızılay’a bağışlayan bu kahraman kadın yoksulluk içindeyken 1955 yılında kendisine yeniden maaş bağlanır ve bir yıl sonra 1956 tarihinde de ölür. Kurtuluş Savaşı kahramanları arasında savaşta vurularak ölen Halil Efe’nin eşi Gördesli Makbule’nin adını anmadan geçmek olmayacaktır. Tarsuslu Kara Fatma diye de bilinen Adile Hala da sekiz kişilik çetesiyle Afyon savaşlarına katılmıştır.

22 Mayıs 1922 tarihli İstanbul mitingi konuşmacılarından olan üniversite öğrencisi Saime de hakkında tutuklama kararış çıkınca Ankara’ya geçmiş, cephe gerisinde haber alma işlerinde çalışmış ve İzmit’te yaralanmıştır.

Pembe eteklikleriyle, parlak çiçekli şalvarlarıyla yabancı yazarların gözüne girebilmeyi başarabilmiş bu kadınlar, ne yazık ki seksen yıl sonra dahi kendi ülkelerinin geleneğini “çarşaf ve gönüllü kabullenilmiş erkek egemen din baskısı olarak” gören liberal geçinen aydınları tarafından bilinemeyecekler; çünkü onlar, kendi ülke gerçekliklerini Ettienne Copeaux, Eric Jan Zürker gibi Şarkiyatçı Batılılardan öğrenmeyi yeğleyeceklerdir (Bakınız, Anadolu Rönesansı adlı kitabımda medeni kanun vb üzerine açtığımız tartışmalar.)

Cumhuriyet’le birlikte Anadolu’ya geçmiş çoğunluğu asker olan aydın Türk erkeğinin karşısına çıkmış kırsal alandaki kadının kültür ve edebiyattaki yeri de hızla farklılaşmaya başlayacaktır.

Kadının toplumsal yapı içinde yer alma mücadelesinde Nezihe Muhiddin’in çok önemli bir yeri olduğu yadsınamaz.16 Haziran 1923 tarihinde Kadınlar Halk Fırkası kuruluşu için başvurur Nezihe Muhiddin. Bu başvurusu, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın henüz adının konmamış olduğu bir erken zamana aittir ve kadınlar seçme ve seçme haklarına sahip olmadıklarından başvurusu geri çevrilince, Nezihe Muhiddin Türk Kadınlar Birliği’ni kurar. O dönem çalışmaları nedeniyle içinde bulunduğu aydın çevre tarafından neredeyse linçe uğratılan Nezihe Muhiddin 1925-1927 yılları arasında Türk Kadın Yolu adlı dergide mücadelesini sürdürmeye devam etmiş, ne yazık ki, yine belli çevreler tarafından kurulan bir komplo ile dergi ve örgütlenme çalışmalarından da uzaklaştırılmıştır…

Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar yasalar karşısında neredeyse yok sayılmış Türk kadınına 20 Mart 1930'da belediye seçimlerinde seçme hakkı verildi. 1933'te, Köy Kanunu'nda yapılan değişiklikle, köy heyetine seçilme olanağı da sağlandı. 5 Aralık 1934 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazanan kadınlara mecliste 18 sandalye ayrılmıştı.

Cumhuriyet dönemi romanında, kadın da etkin bir özne olmak doğrultusunda adımlar atmaya başlar. Kurtuluş savaşı roman ve hikâyelerinin karakterleri arasında kahramanlık gösteren kadınlar, kadın öğretmenler yer alır. Yine de kadın ikincil cins olma, erkek bakış açısıyla anlatılma özelliğinden kurtulamamıştır. Yüzlerce yıllık Osmanlı yozlaşmasının toplumsal yaşamda geri plana ittiği, ikincil cins olarak gördüğü kadının edebiyattaki başkaldırış diyebileceğimiz, hak ettiği eşit cins yerine dönüşünü sağlayan asıl büyük değişim ise ‘Köy Enstitüleri’nin kurulması, bu okullardan çıkan halk kültürünün derin dip dalgaları içinde yetişmiş yazarların ülkede bir yenidendoğuş hamlesi gibi ortaya çıkması ile gerçekleşebilmiştir.

5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü ve Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Verilmesi Günü olarak kutlarken Halide Edip’ten Nezihe Muhiddin’e kadın hakları için mücadele eden kadınlarımızı da saygı ve minnetle anıyoruz…

Geleceğin aydınlık, onurlu ve mutlu Türkiyesi kadınlarımızın vereceği mücadele ile kurulacaktır…

Selam olsun en az yarımız olan kadınlarımıza…

5 Aralık 2022, Alper Akçam

* * * * * * * * *

KAYNAK: “Alper Akçam” FACEBOOK SAYFASI

* * * * ** * * * *