7 Eylül 2008 Pazar

Mustafa Kemal ve Kararlı Bir Saldırı: BÜYÜK TAARRUZ / Dr. Handan DİKER


Mustafa Kemal ve Kararlı Bir Saldırı: BÜYÜK TAARRUZ ( 26 Ağustos 1922 ) / Dr. Handan DİKER

'Sorumluluğu üzerine almak yürekliliği ve hevesi her işte en çok gerekli olan bir özelliktir. Birçok insanlar, sorumluluğun başkalarında olduğunu bildikleri zaman, en atılgan ve yürekli kişiler olurlar. Ama sorumluluk eğer kendilerinde olursa, bu yüreklilik ve atılganlığın azaldığı ve çekingen oldukları görülür. Halbuki sorumluluğu bilerek, hesaplayarak üzerine alan in­sanlar, küçük ve büyük, aldık­ları işlerde başarı gösterir.'
M. K. ATATÜRK

26 Ağustos 1922, Türk dev­rim tarihimizde Büyük Taar­ruz'un ya da son utkunun ta­rihi olarak bilinir. Büyük Taar­ruz ile Ulusal Kurtuluş Sava­şımız sonuçlanmıştır. Yapılan bu saldırı ve ardından gelen başarı da Mustafa Kemal'e aittir.

Mustafa Kemal, taarruz ön­cesinde hep saldırının gizli tu­tulmasını istemiştir. Hazırlıklarını gizlice tamamlayarak 25 Ağustos 1922 akşamı da Ana­dolu ile dış dünya arasındaki tüm haberleşmelerin kesilmesi emrini vermiştir. Karargahını önce Şuhut kasabası ya­kınlarındaki bir dağlık bölgeye, ardından da Kocatepe'nin ar­kasındaki bir kampa taşımıştır.

Saldırı sabah saat 5.30'da Afyonkarahisar' ın karşısında­ki Kocatepe'den gelen top sesleri ile başlamıştır. Gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın o sa­bahı şöyle betimleyecektir:

"Ve bir ağustos sabahı Af­yonkarahisar karşısındaki te­pelerden gürüldettiğin top, bütün yumulu gözleri uyardı... O kükreyiş içli dışlı anla­yışsızlara işte senin cevabın­dı ... Sen kendin o sabahın anlamını Dumlupınar nutkun­da ne güzel anlatıyorsun. "

Bu savaşta Türkler Dumlupınar tepelerini ele geçirdikle­ri an savaşın sonu da gelmiş­ti. Yunan ordusu önce geri çe­kildi. Sonra da kaçmaya baş­ladı. 9 Eylül1922'de Türk birlikleri İzmir' e girdi. Ruşen Eş­ref, Mustafa Kemal’ in İzmir'e ilişkin görüşlerini şöyle açıklı­yor: "Sen, "nice yakılmış, yıkılmış kasabalarımızın içinden yüreğin dağlanarak geçmiş adam: O gün İzmir'i hiçbir yıkıntıya uğramamış olarak kur­tardığından dolayı sevinç du­yuyordun. Arabadan elinle İz­mir'i göstererek "Bu güzel şehre bir zarar gelseydi pek yazık olurdu! Çok acırdım doğrusu.., diyor­dun" Mustafa Kemal Büyük Nutuk'unda düşmanın yenilip kesin zafere ulaşma süresini 5 gün olarak belirtmiştir: "Efendiler .. 26-27 Ağustos günle­rinde, yani iki gün içinde düş­manın Karahisar' ın güneyinde 50, doğusunda da 20-30 km uzanan tahkim edilmiş cep­helerini düşürdük. Yenilgiye uğrayan düşman ordusunun tüm kuvvetlerini 30 Ağustos' a değin Aslıhanlar yöresinde sar­dık. 30 Ağustos'ta giriştiğimiz 'savaş sonunda (Buna Başkomutanlık Muharebesi adı ve­rilmiştir.) düşmanın asıl kuv­vetlerini tepeleyip tutsak aldık. Düşman ordusu başkuman­danlığını yapan General Tri­kopis de tutsaklar arasına ka­tıldı. Demek ki tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu."

Görüyoruz ki 26 Ağustos 1922 tarihinde Kurtuluş Savaşı sona ermiştir. Kurtuluş Savaşı'nın amacı bir imparatorluğu kurtarmak değil, öz yurdun sınırları içinde bağımsız bir yeni devlet, Yeni bir Türk Dev­leti kurmak olmuştur. Musta­fa Kemal'in yaptığı bu eylem ile şekillenen Türk toplumu da, yepyeni bir devlet yapısına kavuşmuştur. Nitekim, Sakar­ya Savaşı'ndan döndüğü ak­şam Çankaya Köşkü'nün alt katında bulunan sofada Mus­tafa Kemal şu sözleri söyle­miştir: "Her büyük meydan muharebesinden sonra yeni bir alem doğmalıdır.”

Gerçekten Büyük Taarruz sonrasında yeni bir alem doğ­du. Çağdaş, laik bir yeni devlet. Bu yeni devletin temel ni­telikleri de Mustafa Kemal'in 13 Ağustos 1923'te söylediği şu sözlerde yerini bulmaktadır:

"Efendiler! Bugün haklı olarak övünebileceğimiz başarıların sırrı yeni Türkiye Devleti' nin ku­ruluşundadır. Gerçekte Türkiye Devleti' nin bu yeni kuruluşunun dayandığı temeller, oluşum bakımından kendin­' den önce kurulmuş tarihsel kuruluşların yapılarından baş­kadır. Bunu bir sözcük ile belirtmek gerekirse diyebiliriz ki, Yeni Türkiye devleti bir halk devletidir. Halkın Devletidir. Geçmişteki kuruluşlar ise bir kişinin devleti idi. Kişilerin dev­leti idi. "
* * * * * * * * * 
Kaynak: Dr. Handan DİKER – Yeditepe Ün. Öğr. Grv. , Cumhuriyet Gazetesi – 26.08.2008

Hiç yorum yok: